Korsanlığın Tarihi ve Ünlü Korsanlar 1

Korsanlık kelime anlamı olarak, denizlerde taşıtlara saldırıp, yağmalayan katil-hırsız anlamına gelmektedir. Türkçeye "korsan" kelimesi ingilizce "corsair"den gelmektedir. Korsanlar bir milleti ya da orduyu temsil etmezler ve çoğunlukla amaçları ganimet ele geçirmektir. Korsanlar günümüzde de faal olup, her yıl 13-16 milyar dolar kayıba neden olmaktadırlar.

Korsanlığın Tarihi

Korsanlığın tarihi deniz ticareti kadar eskiye dayanıyor. Değerli yükler hep haydutları cezbetmiştir. İster ekmek parası kazanabilmek için, ister organize suç kapsamında, ister devlet teşviğiyle. Korsanlar üç bin yıldan uzun bir süredir ganimet ve güç peşinde.

Korsanlığın Başlangıcı

1400'lü yıllarda İngiltere-Fransa-İspanya'nın arasında ki savaşların durulması sonucu başıboş kalan deniz piyadeleri tarafından Karayip Semalarında başlatıldı. Korsanlık yaklaşık olarak 300 yıl boyunca denizlere dehşet saldıktan sonra bizzat İngiltere'nin Kraliyet Donanması tarafından tek tek bulunarak yok edildi.

İlk Korsanlar

Tabi tarihte ki tek korsanlık sadece bu yıllarda olmadı. Tarihte bilinen en eski korsanlar, Romalı ve Yunanlı asilerden oluşan bir grup denizci idi. Aegean ve Mediterrenean civarlarında faaliyet göstermişlerdir. Buraları yağmaladıktan sonra bir Anadolu şehri olan Olympos'a saldırıp köleler ve ganimet almışlardır. Bu zamanlarda korsanların içinde Pompey'ın bulunduğu bir gemiyi yağmalayıp Pompey'i de esir olarak aldığı söylenir. Anlatılana göre Pompey'i daha sonradan fidye karşılığında teslim ederler ve Pompey'de daha sonradan donanmasıyla korsanları bulur ve yok eder.
Ayrıca Norveçlilerin öve öve bitiremedikleri Vikingler de aslında sürekli İngilizlere saldıran korsanlardan ibarettir.

Korsanlığın Altın Çağı

Korsanlık ile ilgili eldeki en eski belgeler Antik Yunanistan’dan kalma. Buna göre Milattan Önce 13. Yüzyılda Akdeniz’de korsanlık yapılıyordu. Roma İmparatorluğu döneminde de korsanlık sorun olmaya devam etti. Romalılar, Akdeniz’deki ticari çıkarları tehlikeye düşünce korsanları askeri yoldan önemli ölçüde safdışı etseler de, korsanlığı tamamen ortadan kaldırmayı başaramadılar.
Özellikle boğazlardan ve ada gruplarından geçen ticaret yolları tehlikeden kurtarılamadı. Korsanlık altın çağını 17. ve 18. yüzyıllarda yaşadı. Hem Avrupalı devletler, hem de Osmanlı İmparatorluğu, denizlerdeki hakimiyetlerini kurmak ve korumak için korsanlığı kullandılar. Her devlet, deniz haydutlarına düşman gemilerini yağma etme ve batırma yetkisi veriyordu. Savaş dönemi bittiğinde ise, deniz haydutları tamamen bağımsız davranıp, kimin olduğuna bakmadan gemilere saldırıyordu.
Bu yüzden donanma sahibi devletler, korsanlığa karşı kolları sıvamak zorunda kaldı. Alınan sert önlemlerle korsanlık önemli ölçüde geriledi. 19. Yüzyılın başında Afrika, Asya ve Güney Amerika’daki kıyı bölgeleri ile adaların giderek daha fazla sömürgeleştirilmesi ile de, korsanların saklanabilecekleri liman sayısı azaldı. Tarih boyunca çoğunlukla devletlerin birbirlerine üstünlük sağlamak için kullandıkları bir yöntem olan, devlet haydutlarına düşman gemilerini yağmalama yetkisi verilmesi, 1856 Paris Kongresi'nde devletler hukukuna suç olarak girdi.

Korsanlara karşı alınan önlemler

Korsanlık vakaları, 20. yüzyılda tek tük de olsa devam etti. Milletler Cemiyeti 1920’lerde korsanlığa karşı uluslararası hukuk kuralları oluşturulması için bir girişim başlattı. Ancak, korsanlık terimi Birinci Dünya Savaşı sırasında bazı savaş eylemleri için de kullanıldığı için, uzlaşma sağlanmakta zorluk çekildi. Hiçbir ülke, denizde savaş yeteneğinin kısıtlanmasına yanaşmıyordu. Sonuçta, bugüne kadar geçerli olan bir prensipte uzlaşıldı. Buna göre ancak özel şahıslar tarafından, uluslararası sularda özel amaçlarla yapıldığı zaman bir korsanlık vakasından bahsetmek mümkün.

Dünya Savaşları, sömürgeciliğin son bulması ve buna bağlı olarak bağımsızlığına kavuşan bazı ülkelerdeki siyasi ve ekonomik sorunlar, korsanlığın yer yer yeniden canlanmasına yol açtı. Özellikle devlet yapısının güçlü olmadığı ülkeler, korsanlık faaliyetleri için olumlu bir ortam yaratabiliyor. Uluslararası Ticaret Odası’nın verilerine göre, günümüzde başta Malakka Boğazı olmak üzere Endonezya suları, ayrıca Aden Körfezi de dahil olmak üzere Batı ve Doğu Afrika kıyıları, korsanlık tehlikesinin yüksek olduğu bölgeler olarak gösteriliyor.

Ünlü Korsanlar

Korsanlık hoşgörü ve acımanın olmadığı merhametsiz bir yaşam tarzıydı. Ana kanun ganimet kazanmak için her şeyi yapabilmekti. Tabi bunun için korsanlar arasında bile bir disiplin olması şarttı. Gemi'de sadece 1 kaptan vardı. Kaptanın atadığı -geminin büyüklüğüne göre değişen- 1 yada 2 adet iaşe subayı bulunurdu. İaşe subayları kaptandan sonraki en rütbeli adamlardı. Tayfanın genel durumunu kaptana rapor ederlerdi. Gemide bir isyan çıktığı zaman (eğer çıkaran kişi bunlar değillerse değilse) yeni kaptan tarafından ya öldürülür ya da gemiden atılırlardı (eski kaptanla beraber)
Bir korsan gemisinde yaşamak, korsan olmak kadar zordu. Gemide belli bir hiyerarşi vardı. En tepede olan ise geminin kaptanıydı. Kaptan mürettebat tarafından seçilirdi. Saldırılar sırasında gemideki tek hakim oydu. Eğer bir kaptan diğer gemilere saldırmaz ve ganimet almazsa kaptanlıktan atılırdı. Kaptandan sonra ikinci güçlü kimse ise iaşe subayıydı. Ganimeti eşit olarak bölüp mürettebata dağıtır, kuralların çiğnenmesi halindeyse, ceza verirdi. Geminin geri kalanı ise, mürettebattan oluşurdu. Onlar hiçbir gemiye saldıramazlarsa, ganimet elde edemeyeceklerinin ve denizin ortasında kalıp ölebileceklerinin son derece farkındaydı. Genellikle onların amacı insan öldürmek değil, tek arzuları değerli eşyaları gemilerden çalabilmekti. Ancak çalmak için insan öldürmek gerekiyorsa da bunu çekinmeden yapabiliyorlardı.

Korsan tayfaları için çok temel bir ilke vardı. Rom (bir içki). Eğer gemide rom yoksa bütün tayfa o saniyede isyan edecek bir durumdaydı. Rom, gemiciliğin ve korsanlığın temel kuralıydı. Sürekli seyahat halinde oldukları için bazen soğuk bölgelere de gidiyorlardı. Bu zamanlarda rom onları sıcak tutan belki de tek şeydi. Ayrıca korsanlar en fazla rom içtiklerinde söyledikleri şarkılarla ünlenmişlerdi o dönemlerde. Zaten korsanlar kazandıkları ganimeti 2 şeye yatırırlardı; Kadınlara ve daha fazla içkiye...

Korsanlıkta en ağır suç kendi gemisine ihanet etmekti. Eğer bir korsan kendi gemisine ihanet edecek herhangi bir eylemde bulunursa (başka bir korsandan çalmak gibi) mimlenirdi ve yakalandığı takdirde en ağır suçla cezalandırılırdı. Bu ceza onu ıssız bir adaya tek başına bırakmaktı (Karayip Korsanları filminin aksine eline bir silah ve bir mermi verilmeden). Bunun dışında korsanlar diğer korsanlara saygı duyarlardı. Çoğunlukla birbirlerine sataşmamayı tercih etmişlerdir. Fakat bazen birbirlerinden çaldıklarıda görülmüştür.

Henry Morgan (1635 - 25 Ağustos 1688)

Henry Morgan aslında bir korsan değil, deniz akıncısıydı. Uzun yıllar boyunca İngiltere'ye hizmet ettikten sonra tayfasıyla beraber başıboş kalmış ve sıradan bir hayatı yaşamak yerine İspanyol gemilerine ve şehirlerine saldırmayı tercih etmiştir. Henry toplamda 6 İspanyol şehrine saldırmış ve bunlardan biri olan Jamaika limanını da ele geçirmiştir. Bu olaydan sonra İngiltere tarafından kendisine "Sir" unvanı ve Jamaika Valiliği verilmiştir. Bir süre sonra İspanyolların geri saldırısı sonucu limanı kaybetse de tekrar saldırıp geri kazanmasını bilmiştir. Henry Jamaika'yı geri kazandıktan sonra emekli olmuş ve karısıyla beraber sakin bir hayat sürmüştür 1688 yılında tüberkülozdan ölmüştür.

William Kidd (1645 - 1701)

İskoçyalı korsan ve "Macera Kadırgası"nın kaptanı. Kidd ilk deniz macerasına korsanları avlayarak başladı. Onun üstün başarılarından sonra kendisine Macera Kadırgası adlı gemi ve yağmalama izni verildi. Aynı yıllarda Sarah ile evlendi. Gemisiyle Hindistan civarlarına yol aldı ve buralarda korsanları avlamaya başladı. Fakat bu zamanlarda daha fazla para kazanmak için kendisi de korsanlık işlerine girdi. Bir gün silahsız bir gemiye yaptığı saldırı 5 kişinin ölümüyle sonuçlandı. Bu olay her ne kadar birileri tarafından örtbas edilmeye çalışılsa da sonunda açığa çıktı ve Kidd' in başına ödül kondu. Kidd geri döndüğünde başına ödül konduğunu karısından öğrendi ve kaçmaya kalktı. Fakat yakalanarak o ve karısı hapse atıldı. 1 yıl boyunca çok zor şartlar altında hapishanede yaşadı ve çıkarıldığı İngiliz Parlementosunda suçlu bulunarak 1701 yılında idam edildi. Cesedi Karayipler' de zincirle asılarak diğer denizcilere ibret olsun diye 2 yıl boyunca sallandırıldı.

Samuel Bellamy (1689 - 1717)

"Whydah Gally" gemisinin kaptanı ve nam-ı diğer "Korsanların Prensi". Tayfası kendilerini "Robin Hood'un çocukları" olarak görüyordu. Sam korsanlık yaptığı yıllar boyunca 50'den fazla gemiyi yağmalamıştı. Uzun siyah saçları ve sürekli siyah giyinmesinden ötürü "Kara Sam" olarak nam salmıştır. Sam ilk başlarda ünlü korsan "Benjamin Hornigold"un emrinde bir iaşe subayıydı. Birgün mallarını satmak için yanaştıkları Massachusets limanında yerel halktan bir kızla tanıştı. Kısa zamanda onun kalbini kazanan Sam orada bulundukları süre boyunca hep onunla ilgilendi. Maria Hallet isimli bu genç bayan aynı zamanda kasabanın demircisinin kızıydı.

Sam buradan ayrılmadan önce Maria hamile kalmıştı. Maria'ya birgün geri döneceğine söz verdi ve adadan ayrıldı. Fakat Maria'nın bir korsan tarafından hamile kalması yerel halk tarafından hoş karşılanmadı. Önce hapse atıldı, daha sonra sürgün edildi. Fakat tüm bunlara rağmen Maria, sevgilisini beklemeye devam etti.

Sam ise bu zamanlarda kaptanın bir ingiliz gemisine saldırmamasından ötürü yeni kaptan olarak seçilmişti. Kaptan olarak 50'den fazla gemiyi soymuş ve tayfasına kendini ispatlamıştı. Çok iyi bir stratejist ve çok iyi bir liderdi. Savaşlarda genelde 2 gemi kullanırdı. Biri kendisinin yönettiği ağır toplu bir savaş gemisi, diğeri ise yakın arkadaşı "Paulsgrave"in yönettiği küçük ama hızlı bir bordolama gemisi. Koordine atakları sonucu fazla zarar almadan düşman gemilerine saldırıyor ve yağmalıyordu.

Ocak 1717'de bir ingiliz köle gemisine saldırdı ve gemiyi ele geçirdi. Bu gemi aynı zamanda onun son gemisi olan "Whydah" idi. Bu lanetli gemiye kendisi geçti ve tayfasıyla beraber emekli olmaya karar verdi. Söz verdiği gibi Maria Hallet'in yanına gitmek üzere yola çıktı. Ne var ki tam adaya vardığı sırada büyük bir fırtına çıktı ve gemisi "Whydah" sert kayalara çarparak battı. O kazadan sadece 11 kişi hayatta kaldı bunların 8 tanesi yakalanarak idam edildi. Sadece 3 kişi Kara Sam'in maceralarını anlatabildi.

Stede Bonnet (1688 - 1718)

Stede Bonnet, korsanlığa hiç yakışmayacak bir duruşa sahipti. Kendisi zengin bir aileden geliyordu. Genç yaşta yüksek rütbeli olarak orduya katıldı ve denizlere açıldı. 1717 yılında kendi işini kurmak istedi ve başarısız olunca korsan olmaya karar verdi. "İntikam" adlı gemiyi aldı ve açık denizlere açıldı. Tayfa toplayıp korsanlık yapmaya başladı. Çok nazik ve kibar bir insandı. Bu yüzden korsanlığa hiç yakışmıyordu. Tayfası onun bu haliyle dalga geçiyordu. O yıl ilk savaşına girdi ve kaybetti. Bir İspanyol savaş gemisi tarafından bozguna uğratıldı. Gemisini tamir ettirmek için gittiği Nassau limanında ünlü korsan "Karasakal" ile tanıştı. Karasakal ona beraber korsanlık yapmayı teklif etti ve o da kabul etti. Bunun ardından bir süre beraber korsanlık yapmaya başladılar. Fakat Stede'nin üst üste yaptığı hatalar sonucu geminin tayfası isyan etti ve Karasakal'ın emrine girdiler. Stede ise Karasakal'ın gemisi "Queen Anne's Revenge"te (Kraliçe Anne'nin İntikamı) konuk olarak kalıyordu. Bir süre sonra bu durumdan sıkıldı ve kaçmaya karar verdi. Ardından İngilizler tarafından yakalandı ve idam edildi.

Edward Teach "Karasakal" (1680 - 1718)

Dünyanın en popüler korsanıdır. Uzun örgülü siyah sakalları olduğu için tayfası tarafından ona Kaptan Karasakal denmekteydi. Denizlere de bu ismiyle nam salmıştı. Bir İngiliz olmasına rağmen en fazla İngiliz gemilerine saldırmıştır. Karasakal, büyük savaşlardan sonra başıboş kalan tayfaları toplayıp kendisine büyük bir filo kurmuştu. En bilinen gemisi "Queen Anne's Revenge" (Kraliçe Anne'nin İntikamı) idi. Büyük güçlü ve 40 toplu bir gemiydi. Karasakal vur-kaç yapmanın aksine sürekli donanma gemilerine saldırır ve onlarında ganimetlerini toplardı. Tayfasının biraz korkudan birazda gördüklerinden etkilenmesinden olsa gerek Karasakal'a karşı büyük bir saygısı vardı. Uzun yıllar boyu korsanlık yaptıktan sonra kendisine -barış için- İngilizler tarafından toprak ve ünvan verilmiştir. Karasakal bir süre Kral 'ın affından yararlansa da daha sonra normal hayattan sıkılmış ve korsanlığa dönüş yapmıştır.

Tekrar saldırılara başlaması üzerine İngiltere Donanması Karasakal' ın kellesine ödül koydu. Bu ödülün takipçilerinden biriside Teğmen Maynard idi. Maynard aylar boyunca Karasakal' ın izini takip etti. Birgün Karasakal ve tayfası Ocrakoce sularında kutlama yaparlarken onları buldu ve saldırıya geçti. Ne var ki önceki gün Karasakal'ın en güçlü gemisi "Mary Anne's Revenge" kaybolmuştu ve kendiside sadece 25 adamla beraber "Macera" adlı gemideydi. Raynard'a karşı hem gemi hem de adam sayısı olarak azınlıkta olmasına rağmen karşı saldırıya geçti. Teğmen Maynard'ın içinde bulunduğu gemi Karasakal'a bordolama yaptılar. Bu savaşın -aynı filmlerde olduğu gibi- kıran kırana bir savaş olduğu ve 2 kaptanın düellosunun da yer aldığı bilinmektedir. Karasakal, teğmen daha içeri adım atar atmaz tabancasıyla kolundan yaralamıştır. Teğmen tabancası yerine kılıcını çekip saldırdı. Uzun bir savaş sonunda toplamda boynundan ve yüzünden 40 kesik ile yaralandıktan sonra sonunda Karasakal yere düşebildi. Karasakal ölünce tayfası da teslim olmuşlardır. Teğmen Maynard, Karasakal'ın kellesini gemiye astı ve İngiltere'ye geri döndü.

John Rackham "Calico Jack" (1682 - 1720)

Jack'in hatırlanması için bir çok sebep var. Bunlardan en önemlisi, bildiğimiz korsan bayrağının tasarımcısı olması. Ayrıca gemisinde 2 tane kadın korsan bulunmaktaydı. Bunlar Mary Read (Hayatı boyunca erkek gibi giydirilmiş, isyan dolu bir kadın) ve Anna Bonny (Kocasından kaçan Sevgilisi) idi. Jack normalde Charles Vane adlı bir korsanın emrindeki tayfasındaydı. Kaptanın bir Fransız gemisine saldırmaması üzerine, kaptanı korkaklıkla suçlayarak gemide isyan çıkardı ve komutayı kendisi aldı. Kaptan olduktan sonra Jack 3 yıl boyunca denizlere dehşet saldı. En sonunda İngiliz donanmasının dikkatini çekti ve yakalandı. 1720 yılında o ve tayfası idam edildi. Aralarından sadece gemide ki 2 kadın tayfa "çocuk olduklarını" ve "kandırıldıklarını" iddia ederek idamdan kurtuldular. Fakat 1 yıl sonra Anna Bonny evlendiği anlaşılması üzerine idam edilmekten kurtulamadı.

0

Sizce nasıl olmuş?

Güzel!
Kötü
Eğlenceli
Aman Allah'ım
Bu ne la?
vaov!

Bu içeriği sosyal medyada paylaş

Bir Cevap Yazın



OR



Note: Your password will be generated automatically and sent to your email address.

Forgot Your Password?

Enter your email address and we'll send you a link you can use to pick a new password.

Theme developed by TouchSize - Premium WordPress Themes and Websites