Sebepleri ve sonuçlarıyla tarihteki Osmanlı – Rus Savaşları 14

[vc_row][vc_column width=”1/1″][vc_accordion top_margin=”none”][vc_accordion_tab title=”Astrahan Seferi 1568-1570″ tab_id=”1448402745-1-76″][vc_column_text]Astrahan Seferi

Osmanlı Devleti’nin 1556 yılında Rusya’nın eline geçen Astrahan Hanlığı’nı Rusların elinden kurtarmak için düzenledikleri sefer.
Rusya Moskova Prensliği 1552 yılında Kazan Hanlığı’na, 1556 yılında da Astrahan Hanlığı’na son vermiş, ve Don (Ten) ve Volga (İdil) nehir boylarına güçlü bir şekilde yerleşmişti. Moskova Prensi IV. İvan (Korkunç İvan) bu fetihleriyle Çar unvanını da almıştı.

donrivermap-297x300

Seferin sebepleri ve hazırlıklar

İlerleyen yüzyıllarda Rus ekonomisinin candamarı haline gelecek olan bölgenin Rusya tarafından ilhak edilmesiyle, Orta Asya ile Kırım ve Anadolu arasındakiHazar Denizi’nin kuzeyinden geçen ticaret yolu ve Hac yolu da kesintiye uğramıştı. Rus Prensliği ise Urallardan Karadeniz üzerine sarkma stratejisinin ilk adımını atmış oldu.

Padişah II. Selim ile dâmâdı ve Sadrazam Sokollu Mehmed Paşa, Rusya’nınKafkasya ve Kırım’a sarkma tehlikesini sezdiler. Bunu önlemek stratejisi olarak Astrahan kalesinin fethi ve bu kalenin bir tahkim edilmiş bir savunma sisteminin merkezi olarak kullanılması gerektiği düşünüldü. Bylece Rus Prensliğinin güneye ilerlemesi önlendiği gibi Osmanlı Devleti’nin Safevi devletinin Kafkaslar ve Azerbeycan’dan atılma stratejisini kolaylaştırılacaktı. Ayrica eski doğu-batı Asya kervan yollarından biri tekrar açılabilecek ve Orta-Asya’da bulunan ve Safavi aleyhtarı olan Özbekler ile bağlantı kolaylaşacaktı.Bu bağlantının kolaylaştırılması için Don ile Volga arasında bir kanal açılması ve Karadeniz ile Hazer Denizi arasında su üzerinden bağlantının sağlanması da imkân dahiline girmişti. Bu sırada İran Safevi Devleti’nin de Türkistan-Anadolu yolunu keserek Türkistan’dan yola çıkan hacıların engelenmesi haberi geldi. Ana stratejiyi uygulamak ve hacıların engelenmesi taktik sorununun çözümlenmesi niyeti ile bir Astrahan Seferi düzenlemesi için kesin bir şekilde karar verildi. Astrahan Seferi’nin, Don-Volga Kanal Projesiile eşzamanlı olarak yürütülmesi de kararlaştırıldı.

II. Selim, Kırım Hanı I. Devlet Giray’a bir Hatt-ı Hümâyûn göndererek sefer hazırlıklarının başlanması talimatını verdi. Sadrazam Sokullu Mehmed Paşa da bu iş için, bölgeyi iyi tanıyan Şıkk-ı sâni defterdarı Çerkez Kâsım Bey’i görevlendirdi. Kendisine paşalık ve “Kefe Beylerbeyliği” ünvanı verildi.

Sefer

Asker toplandıktan sonra orduyu taşıyan donanma 4 Ağustos 1569 tarihinde Karadeniz’e açıldı ve Don (Ten) Irmağı ağzına geldi. Niğbolu, Silistre, Amasya, Canik ve Çorum sancak beyleri de askerleri ile gelip Çerkez Kasım Paşa’nın emrine girdiler. Kırım Hanı Devlet Giray da süvârileriyle bölgeye geldi.

Kuşatma, kazı ve başarısızlık

20 Eylül 1569 tarihinde Astrahan kuşatma altına alındı. Kefe, Balaklava, Menkub ve Taman halkından kanal kazısı işinde çalıştırılmak üzere yaklaşık 30.000 işçi toplandı ve 1569 senesinin Kasım ayında kazma işine başlandı. Mevsim koşullarının giderek kötüleşmesi kazı işçileri arasında firar eğilimini artırmaya başladı. Ücretlerin zamanında ödenmemesi gibi sorunlar da baş göstermeye başladı. Bir müddet sonra işçiler arasında meydana gelen isteksizlik, şehri kuşatan askerlere de bulaştı ve zaman zaman isyanlar çıktı. Bu olumsuz gelişmeler üzerine kazı faaliyetleri Kâsım Paşa’nın teklifi, Sadrâzam ve Pâdişâhın onayı ile durduruldu.

Bu eyleme destek sağlayacak olan Kırım Hanlığı, Ruslarin yaydığı, Osmanli Devleti’nin Kırım ozerkliğine karşı olduğu ve bu seferde Osmanlı başarısının bu özerkliği tehdit edebileceği korkuları ile ve sefer mevsiminin geçtiği açıklaması ile son anda desteklerini geri çektiler.

Bu faaliyetleri yakından izleyen Moskova Çarı IV. İvan, kazı faaliyetlerinin tavsadığını gördü ve bölgeye Prens Serebiyanov komutanlığında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderdi. Bu ordu, kazı işindeki işçileri tamamen dağıttı. Osmanlı ordusu için hazırlanan lojistik destek de yeterli değildi. Astrahan şehrini kuşatan Osmanlı askerleri, Prens Serebiyanov güçleri tarafından da kuşatılarak iki ateş arasına alındı. Osmanlı ordusu bir huruç harekâtı yaparak ve çok kayıplar vererek kuşatmayı kaldırdı, kendisini kuşatılmışlıktan kurtardı. Azak Kalesi’ni kuşatacak Osmanlı donanması ise bir fırtınaya yakalanarak büyük zarar gördü. Başarısızlığa uğrayan ve Kırım’da toplanan ordu donanma ile tekrar Anadolu’ya döndü.

Osmanlılar Don-Volga Kanal Projesinden vazgeçtiler ve 1570 yılında İstanbul’da Korkunç İvan’ın elçileriyle bir saldırmazlık antlaşması imzaladılar.

Buna rağmen Kırım Tatarları (1570-72) sefer yıllarında Rusları Kabraday’dan söküp atmışlar ve ta Moskova yakınlarına kadar akıncı hücumları yapmayı başarmışlardır (Moskova Yangını, Molodi Savaşı). Diğer taraftan da Sokollu Mehmet Paşa Rusları Karadeniz’in doğu ve batısına sarkmalarını önlemek icin Osmanlı devletinin Eflak ve Buğdan prenslikleri üzerinde olan etkilerini güçlendirmiş ve Lehistan ile çok yakın ilişkiler kurmuştur.[/vc_column_text][/vc_accordion_tab][vc_accordion_tab title=”Moskof Seferi 1676-1681″ tab_id=”1448402745-2-72″][vc_column_text]1676-1681 Osmanlı-Rus Savaşı veya Moskof Seferi, Osmanlı İmparatorluğu ile Rus Çarlığı arasında yapılan ilk büyük savaştır. Bu savaş, sırasında Merzifonlu Kara Mustafa Paşa sadrazam olmuştur. 5 yıllık savaş sonucunda henüz güçlenemeyen Rus Çarlığı yenilgi aldı ve 31 Ocak 1681 tarihinde Bahçesaray Anlaşması ile günümüzde Çigirin olarak adlandırılan yerde bulunan Çehrin Kalesi’ni ve Ukrayna’nın geri kalan kısmını Osmanlılara bıraktı.

Savaşın nedeni

Rus Çarlığı, güçlenmekte olan bir hükümdarlıktı. Rus Çarı I. Aleksey (1645-1676) güneye açılma stratejisine uygun olarak önce Lehistan-Litvanya Birliği idaresinden serbest kalan Ukrayna’da bulunan Kazakların ellerindeki topraklara gözünü dikmişti. Ancak Osmanlı Devleti’nden çekiniyorlardı. 1667de Rusya Çarlığı ve Lehistan-Litvanya Birliği, Kazaklara hiç danışmadan, Andrusovo Antlaşması’nı imzaladılar veSol-Ukrayna Kıyıları (Livoberezhna Ukrayina) Kazaklarını Rusya Çarlığı idaresine bağladılar. Çehrin merkezli Sağ-Ukrayna Kıyıları (Pravoberezhna Ukrayina)Kazakları Atamanı Petro Doroşenko ise 1669’dan beri Osmanlı koruması altında girmeyi tercih etti.

Osmanlılar, 1672-1676 Osmanlı-Lehistan Savaşı sonucu olarak 27 Ekim 1676’daİzvança Antlaşması ile Podolya bölgesinin idaresini ele aldılar ve Osmanlı koruması altında yarı-özerk Kazak Atamanı Doroşenko idaresinde olan Sağ-Ukrayna Kıyıları (Pravoberezhna Ukrayina) ile komşu oldular. Rusya Çarlığı, bazı Osmanlı aleyhtarı huzursuz Ukrayna Batısı Kazaklarının eylemleriyle, doğudaki Sol-Ukrayna Kıyıları (Livoberezhna Ukrayina) Kazakları Atamanı olan ve 1667’den beri Rusya Çarlığı hükümdarlığı altında bulunan Ivan Samoiloviç, güya, 1672’de tüm Ukrayna’nın atamanı seçildiğini açıkladı. Petro Doroşenko ve bağlı olduğu Osmanlı Devleti veKırım Hanlığı bunu kabul etmedi. Haziran 1674’de Rusya Çarlığı generali Prens Grigory Romodanovski ve İvan Samoiloviç emri altında bir ordu Doroşenko’yu kendine başkent olan Çehrin kalesinde kuşatmaya aldılarsa da Osmanlı ordularının yaklaşması üzerine bu kuşatma kaldırıldı.

I. Çehrin seferi

Fakat 1676 yazında Çehrin kalesi (Romodanovski ve Samoiloviç komutanlığında) bir birleşik Rusya Çarlığı ile müttefiki Ukraynalılar ordusu hücumu karşında teslim olmak zorunda kaldı. Kendine bağlı olan birçok Kazakların kendine ihaneti ve bu başarısızlığı dolayısıyla Doroşenko Ruslarla anlaşıp 19 Eylül 1676’da Sağ Ukrayna Kıyıları (Pravoberezhna Ukrayina) Kazakları atamanlığını bıraktığını ilan etti ve Rusya’ya sürgüne çekildi. Bunun üzerine Osmanlı Sadrazamı Merzifonlu Kara Mustafa PaşaDoroşenko’nun azledildiğini bildirdi; yerine Sağ Ukrayna Kıyıları (Pravoberezhna Ukrayina) Kazakları atamanlığına İstanbul’da eğitilen Yuri Hmelnitskiyi atandı. Temmuz 1677’de İbrahim Paşa serdarlığı altında bir Osmanlı-Kırım Tatar Hanı ordusu I. Çehrin Seferine başladı ve bu ordu Ağustos’da Çehrin kalesini kuşatma altına aldı. Fakat kuşatma başarısız kaldı; 29 Ağustos’ta İbrahim Paşa Çehrin kuşatmasını bırakarak geri dönmeye başladı. İbrahim Paşa İstanbul’a donünce vezirlikte atılıp hapis edildi.

II. Çehrin Seferi (Çehrin’in Fethi)

Ertesi yıl 1678’de yapılan, Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa serdarlığında başlayan yeni bir sefere Sultan Avcı Mehmet de Silistre’ye kadar katıldı. Sonunda Çehrin, 21 Ağustos 1678 tarihinde Osmanlıların eline geçti. Bu yenilgi, Ruslar için kötü oldu. Çünkü; önemli bir bölgeyi kaybetmişlerdi.

Barış

Bahçesaray Antlaşması

Rus Çarı Aleksey yeni bir Rus stratejisi uygulamaya başladı. Bu stratejinin hedefi Sağ Ukrayna Kıyıları arazilerinde yaşayan Kazakları zorlayıp bu Dinyeper Nehri batısındaki bölgelerin nüfusunun çok küçülmesi idi. Bir taraftan Çehrin’i tekrar fethetmek için hazırlığa başladılar söylentilerini yaydılar. Rus Ordusunun hazırlığı söylentilerini duyan Osmanlı Ordusu Edirne’de toplanmaya başladı. Yeni bir savaş başlayabilirdi. Zaten Rusya, Lehistan ile dostluk antlaşması imzalamış ve bu Osmanlı’nın aleyhindeydi. Bu sebeplerle, Osmanlı Devleti, yeni bir sefere başlayacaktı.

Ancak, Rusya Çarlığı, güçlü değildi. Böyle bir savaş ile daha çok toprak kaybedebilirlerdi. Böyle bir savaşı göze alamazlardı. Bunun üzerine Rusya Çarlığı, işin zorluğunu anladı ve barış istedi. Padişah, barışı kabul etti. Savaş, son anda önlendi. 31 Ocak 1681’de Rusya Çarlığı ve Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı arasında Bahçesaray Antlaşması imzalandı. Bu anlaşmaya göre Dinyeper Irmağı Osmanlı Devleti ile Rusya Çarlığı arasında sınır oldu. Dinyeper Irmağı’nın sağ yakası (batısı) Osmanlı Devletinin elinde kaldı ve Çehrin kalesi Osmanlılara ait olduğu kabul edildi. Dinyeper Irmağı’nın sol yakasının ise, yani Ukrayna’nin doğusu ve Zaporizya Kazaklar bölgelerinin, Rusya Çarlığı idaresinde olduğu Osmanlılar tarafından onaylandı.[/vc_column_text][/vc_accordion_tab][vc_accordion_tab title=”1686-1700 Osmanlı-Rus Savaşı”][vc_column_text]1686-1700 Osmanlı-Rus Savaşı, 1683-1699 Osmanlı-Kutsal İttifak Savaşı’nın bir parçasıdır. II. Viyana Kuşatması sonrasında çok sayıda Avrupa ülkesi Osmanlı İmparatorluğu’na karşı birleşerek saldırıya geçti. 1686 yılında Rusya da Kutsal İttifak ülkelerine katıldı. 1687 ve 1689 yıllarında Kırım’a, 1695 ve 1696 yıllarında ise Osmanlılara ait Azak’a saldırıya geçtiler. Kırım’da başarılı olamayan Rusya, Azak’ı ele geçirmeyi başardı. Savaş 1700 yılında İstanbul’da imzalanan bir antlaşmayla sona erdi.

Kırım seferleri

2 Mayıs 1687 tarihinde Çar Vasili Golitsin komutasındaki 132.000 kişilik bir Rus ordusu Kırım’a karşı sefere çıktı. 30 Mayıs’ta bu orduya sol kıyı Kazaklarının atamanı İvan Samoyloviç’in komutasındaki 50.000 kişilik bir Kazak ordusu katıldı. Yaz sıcağında ilerleyen bu büyük ordu yiyecek ve su sıkıntısına uğradı. 17 Haziran’da ulaşmaya çalıştıkları Perekop Kıstağı’ndan 6 hafta uzaklığındayken geri dönmeye karar verdiler.

1689 yılında Ruslar bir kez daha aynı sefere çıktılar. Bu sefer Şubat ayında yola çıkarak yaz sıcağından sakınmak istiyorlardı. 20 Mayıs’ta Perekop Kıstağı’na ulaştılar ama Kırım Hanlığı’nın saldırısına uğradılar. Su sıkıntısı baş gösterdi. Golitsin yine geri çekilme emri verdi. Her iki Kırım seferi de başarısız olmuştu. Yine de bu savaş, Kırım Hanlığı’nı meşgul ederek Osmanlı-Kutsal İttifak Savaşları’nda Osmanlıların yardımına koşmalarına engel olmuşlardı.

Azak seferleri

Rusların ilk Azak seferi 1695 yılının baharında başladı. 27 Haziran’da Ruslar Azak Kalesi’ni kuşattılar. Ancak Osmanlıların nehir yoluyla kaleye erzak ve cephane getirmelerini engelleyemediler. Ruslar 5 Ağustos ve 25 Eylül’de iki defa saldırıya geçtiler. Ancak başarısızlığa uğradılar. 1 Ekim’de kuşatmayı kaldırmak zorunda kaldılar.

Bu kuşatmanın başarısız olması üzerine Rus Çarı I. Petro hemen bir donanma inşa edilmesini emretti. 1696 yılının Nisan ayında Aleksei Shein komutasındaki 75.000 kişilik bir ordu kara yoluyla Azak Kalesi’ne doğru yola çıktı. Aynı zamanda yeni inşa edilmiş Rus donanması Voronej Nehri ve Don Nehri yoluyla Azak Kalesi’ne doğru yelken açtı. 27 Mayıs’ta bu donanma Azak Kalesi’ni kuşattı. 14 Haziran’da 4.000 asker ve 23 gemiden oluşan Osmanlı donanması Azak Kalesi’nin yardımına yetişti. Ancak Rus Donanması 2 Osmanlı gemisini batırmayı başardı. 19 Temmuz’da Azak Kalesi Rusların eline geçti.

Sonuçlar

Kırım’da fazla bir başarı elde edemeyen Rusya bu savaşta Azak Kalesi’ni ele geçirmeyi başarmıştı. Bu savaş ayrıca Rus donanmasının ilk büyük başarısıydı. 14 Temmuz 1700 tarihinde Osmanlı Devleti Rusya’yla İstanbul Antlaşması’nı imzalayarak Azak Kalesi’ni Ruslara bıraktı. Ayrıca Rusların Taganrog’da inşa ettikleri kaleyi kabullenmek zorunda kaldı.[/vc_column_text][/vc_accordion_tab][vc_accordion_tab title=”Prut Savaşı 1710-1711″][vc_column_text]Prut Savaşı, Rusya Çarlığı ile Osmanlı Devleti arasında 1710-1711 yılları arasında yapılmış bir savaştır.

Nedenleri

Rusya, Osmanlı Devleti ile mücadelesinde kendi lehine bir zemin yaratmak istiyordu.Osmanlı içinde yaşayan Ortodoks toplumları kışkırtarak Osmanlı Devleti’ni zayıflatacak ve yapacağı savaşlarda daha önce kaybettiği toprakları geri alacaktı.Eflak ve Boğdan Beylerini Osmanlılara karşı kışkırtan Rus Çarı I. Petro, Poltova Muharebesi’nde İsveç Kralı Demirbaş Şarl’ı yenince, XII. Karl Osmanlılara sığındı.İsveç Kralı’nı kovalayan Rus birliklerinin Osmanlı topraklarına akınlar düzenlemesi, ve Bender’de mülteci bulunan Karl’ın İstanbul’a yazdığı mektuplarla Rusya aleyhine yaptığı kışkırtmanın etkisi ile Sultan III. Ahmed Rusya’ya karşı savaş ilan etti (1710).

Savaşın kazanılması

Sadrazamlığa getirilen Baltacı Mehmet Paşa, 200.000 kişilik bir orduyla Tuna’yı geçerek Eflak’a girerken, Osmanlı donanması da Karadeniz’e açıldı. Osmanlı kuvvetleri, Kırım Ordusunun da desteği ile Rus birliklerini Prut Nehri kıyısında Stanileşti kasabası yakınında çember içine aldılar. O an için kurtuluş imkânı bulunmayan Rus Çarı Petro, Moskova’ya bir mektup yazarak durumun zorluğunu ve ümitsizliğini anlattı. Çariçe I. Katerina araya girerek Osmanlı Devleti’ne barış teklifinde bulundu. Hem Kırım Hanı, hem de İsveç Kralı saldırıya geçilip Rus ordusunun yok edilmesini savunuyorlardı. Ancak Baltacı Mehmet Paşa, Deli Petro’nun ordusunun etrafını sarmışken, isyan belirtileri gösteren Yeniçerilere güvenmemesi nedeniyle barışı kabul etmiştir. 22 Temmuz 1711’de taraflar arasında bir antlaşma yapılmıştır. Antlaşmanın imzalanmasından Sultan III. Ahmed de memnun olmuştu. Ancak ordusunu muhasaradan kurtaran Çar I. Petro’nun, vaatlerini yerine getirmemesi, sadrazama karşı İstanbul’da bir muhalefet grubunun oluşmasına yol açtı. Baltacı ile Katerina arasında ne tür bir ilişki kurulduğuna dair zaman içinde geniş kapsamlı söylentiler, tartışmalar ve literatür oluşmuştur. Ancak bilimsel anlamda yapılan araştırmaların, Prut Savaşı sırasında Baltacı ile Katerina arasında bir buluşmanın gerçekleşmediğini ortaya koyduğu söylenmektedir.

Prut Antlaşması

Ana madde: Prut Antlaşması

Kuşatma sırasında yeni bir kutsal ittifakın oluşturulabileceği düşüncesine sahip olan ve Osmanlı ordusunun çok yıpranacağı endişesini taşıyan Baltacı Mehmet Paşa barış yapılmasını kabul etti (21 Temmuz 1711). İmzalanan Prut Antlaşması ile Azak Kalesi Osmanlılara geri verildi. Ruslar, İstanbul’da devamlı bir elçi bulundurmayacak ve İsveç Kralı Karl’ın serbestçe ülkesine dönmesine izin vereceklerdi. RusyaLehistan’ın içişlerine karışamayacaktı. Osmanlı Devleti, 1700 yılında İstanbul Antlaşması’yla kaybettiği Azak Kalesi ve çevresini alarak Rusları Karadeniz’den uzaklaştırmış ve Karlofça Antlaşması’yla da kaybettiği yerleri geri alma konusunda ümitlenmiştir. Ayrıca Prut Savaşı sonunda Osmanlı-İsveç ilişkileri güçlenmiştir.

Osmanlı Devleti, Prut Savaşı sırasında elde ettiği avantajı antlaşmaya yansıtamamıştır. Bunda yeniçerilerin isteksiz davranışları ve Baltacı Mehmet Paşa’nın yeniçerilere güvenememesi etkili olmuştur.[/vc_column_text][/vc_accordion_tab][vc_accordion_tab title=”1735-1739 Osmanlı-Rus-Avusturya Savaşı”][vc_column_text]1735-1739 Osmanlı-Rus-Avusturya Savaşı, Rusya’nın Osmanlı Devleti’ne ait Azakve Kılburun kalelerini işgal etmesiyle çıkan ve Rusya ile müttefiklik anlaşması yapan Avusturya ordularının da üç koldan Bosna, Balkanlar ve Eflak üzerinden hücum etmesiyle başlayan bir savaştır.

Savaşın nedenleri

Rus Çarlığının başında bulunan Çariçe Anna İvanovna (d. 1693- ö. 1740) (saltanatı1730-1740) amcası ve kendinden iki Çar önce Rus Çarı olan Büyük Petro (d. 1672 – ö. 1725) stratejisi olan Rusya’nın Karadeniz sahillerini eline geçirerek sıcak sulara çıkma stratejisini uygulamakta devam etmekteydi. Fakat 18. yüzyılın başındaKaradeniz Osmanlılara doğrudan doğruya bağlı eyaletler ve Eflak, Boğdan ve Kırım Hanlığı yarı-özerk devletleri ile sarılmış bir Osmanlı gölü halindeydi ve bu deniz çok önemli bir ticaret yoluydu.

Büyük Petro son yıllarında Safevilerin son bağımsız Şahı II. Tahmasp’ın başa geçmesinden sonra İran’da çıkan karışıklıklardan faydalanıp Kafkaslara ve güneye inmek üzere Hazar Denizi kıyısındaki Bakü veDerbent’i eline geçirmişti. 24 Haziran 1724’de Rusya ile Osmanlılar arasında bir antlaşma yapılmış; Rusların Hazar Denizi kıyılarında bölgeleri kazanmasının Osmanlılarca kabulüne karşılık Rusya da Osmanlıların Gürcistan, Azerbaycan ve Şirvan bölgeleri üzerindeki hakimiyeti kabul edilmişti. Fakat Afganlar İran’a hücuma geçmişler; 1725’de İranlılara destek sağlamak için çağrılan Osmanlı orduları İran’la savaşa başlamış ve İran ve Irak içlerine girmişlerdi. İran’da işler daha da karışmış, Afşar Hanedanı kurucusu Nadir Şah Afganları ülkeden atmayı başarmış ve Osmanlılar da ellerinde bulunan İran bölgelerinin bazılarını geri vermeyi kabul etmişlerdi. Tam bu sırada Eylül 1730’da İstanbul’da Patrona Halil İsyanı çıktı; asiler şehri ellerine geçirdiler ve III. Ahmet tahttan indirildi ve I. Mahmut tahta geçirildi. Patrona taraftarları ancak Kasım 1730’da yok edildi. I. Mahmut’un saltanatının başlarında Osmanlı  hükümeti İran’la uğraşmaya devam etti. İran Savaşı’nın Ocak 1732’de imzalanan anlaşma ile sona ermesi beklenirken Nadir Şah Ruslar yardımı ile Kafkaslarda Osmanlılara hücum edip galip geldi ve Gürcistan ve Ermenistan’ı geri alıp güneyde Irak’ta Osmanlı arazilerine girdi. Fakat Nadir Şah’ın dikkati doğuya Hindistan’a çekilince Osmanlılar ve İran 1736’da eski Kasr-ı Şirin sınırlarına dönmeyi sağlayan bir anlaşma yaptılar.

Avusturya’da Habsburg İmparatoru VI. Karl başka menfaaatler peşindeydi. 1714-1718 yılları arasında Osmanlılarla yapılan savaştanAvusturya komutanı Savoy Prensi Eugen’in savaş alanında galibiyeti ile Pasarofça Antlaşması ile Banat ve Belgrad’ı Osmanlılardan almıştı. Osmanlıların bu bölgeleri geri almasını ve Balkanlar’da güç kazanmasını istememekteydi. İkinci olarak 1735-1738 arasında Lehistan Veraset Savaşı’nda özellikle İtalya’da büyük bölgeler kaybetmişti ve bunlar yerine Balkanlarda Osmanlı bölgelerine özellikle Bosna-Hersek’e gözünü dikmişti. 1727-1729 arasındaki İngiliz-İspanya Savaşı sırasında Avusturya ile Rusya 1726’da bir gizli anlaşma yapmışlar ve Avusturya veya Rusya’nın girdiği bir savaşa diğer ülkenin asgari 30.000 kişilik bir ordu ile yardım etmesi için anlaşmışlardı. Lehistan Veraset Savaşı’nda bu gizli anlaşmaya göre Ruslar Ren kıyılarında savaşmak için ordularını Avusturya’ya vermişlerdi. Şimdi Avusturya’nin Rusya’ya karşı yardım sırası gelmişti.

1736’da Osmanlı-İran Savaşı bir barış imzalanması ile sona erdikten sonra Rusya bir savaş çıkartmak için bir bahane-sebep aramaya koyuldu. İstanbul’da bulunan Rus elçisinin raporlarına ve fikirlerine dayanarak Rusya’yı idare eden devlet büyükleri Osmanlı Devleti’nin Patrona isyanı ile içten ve İran’a karşı sürdürülen uzun dış savaştan sonra Rusya gibi güçlü bir yabancı devletin hücumuna karşı koyamayacağına inanmaya başladılar. Ayrıca Rusya tek başına Osmanlılara hücum etmeyecekti, çünkü bir gizli anlaşmayla Avusturya’nin askeri yardımı ve desteğini sağlamıştı. Avusturyalılarla yapılan gizli görüşmelerle Osmanlı devletinin yenilip Balkanlardan geriye atıldığında hangi ülkenin nereleri eline geçireceği üzerine anlaşmaya varıldı. İlk aşamada Rusya’nın Kırım ve Azak Denizi etrafını alması; Avusturya’nın ise Bosna-Hersek’i alması ve Balkanlarda daha ilerleme mümkün olursa daha sonra karşılıklı müzakerelerle anlaşmaya varılması önerilmişti.

Osmanlı Devleti de İran Savaşı’nın sona ermesinden dolayı batıda bu iki ülkeye karşı savaştan pek kaçınmayacağı belli idi. 1734 yazında Polonya tahtına Avusturya ve Rusya’nın destek verdiği Saksonya Dükü III. Augustus’un getirilmesi ve Fransa’nın desteklediği kral adayı Stanisław Leszczynski’nin (Loren Düklüğü verilerek) reddedilmesi sırasında Osmanlı devlet adamları Avusturya ve Rusya ile savaşa girmeyi düşünmüşlerdi. İran ile savaş bittikten sonra İran’da bulunan büyük Osmanlı ordusu kuzeye Kuban’a doğru sevk edilmişti. İstanbul’daki Fransiz, Ingiliz ve Hollanda elçileri Osmanlı vezirleri üzerinde girişimlerde bulunarak Osmanlıların Rusya ve Avusturya’ya karşı savaşmasını önerdiler. Bunlar arasında Fransız elçisi Villeneuve Markizi Osmanlılar üzerinde çok etkili oldu.

Rusya Osmanlı Devleti’nin himayesindeki Kırım hanının 1735 yılında Güney Rusya’ya yaptığı akınları savaşı başlatmak için bir bahane olarak buldu. O yüzden Kont Burkhard Christoph von Münnich’in komutasındaki Rus orduları 20 Mayıs 1736 tarihinde Kırım yarımadasına saldırıya geçti.

Savaşın Gelişmesi

Mareşal Burkhard Christoph von Munnich komutasındaki 62.000 kişilik Rusya’nın Dinyeper ordusu 20 Mayıs 1736 tarihinde saldırıya geçerek Osmanlıların elindeki Kırım Yarımdası kıstağındaki Orkapı (şimdiki Perekop kalesine hücum ederek bu tahkimli mevkiyi eline geçirip Kırım’a girdi ve 17 Haziran 1736’da Kırım Hanlığı başkenti Bahçesaray’i eline geçirdi. Bu Rus ordusu yayılarak bütün Kırım’ı yakıp yıkıp ve ahaliyi öldürüp bir çöle döndürdü. Fakat tedarik hatları çok uzatıldığı ve bunun ortaya çıkardığı zorluklar dolayısıyla askerî iaşe, malzeme ve ek asker gücü takviyesi sağlayamadı. Hastalık ve salgın da bu ordunun büyük insan zayiatı vermesine neden oldu. 12 Kasım 1736’da Kırım hanı II. Fetih Giray aç ve perişan Rus ordusunu Kırım’dan tümüyle geri püskürtmeyi başardı.

19 Haziran 1736’da Rusya’nin Kont Petro Lassi komutasındaki Don Kazaklarından oluşan 28.000 kişilik Don Ordusu Rusya’nın Don Irmağı üzerinde bulunan Rus gemi filosuna bindirilerek Azak Kalesi önüne gelip bu kaleyi Osmanlılardan aldı ve Kılburun kalesine de hücum ederek bu kaleyi de eline geçirdi 1737’de Ruslar Dinyester üzerinden Boğdan üzerine girmeyi planlamakta idiler. Ama çok iyi takviyeli Osmanlı ordusu hücuma geçip Rus ordusunu Bender’den attı.

Temmuz 1737’de 40.000 askere yükselen ordusuyla bu sefer General Lassi’nin Don Ordusu Kırım’a yürüdü. Kırım Hanlığı orduları ile yapılan birkaç çarpışmada galip gelerek Karasubazar (1944’e kadar Kasarubazar şimdi Bilohirsk) şehrini aldı. Fakat General Lassi ve ordusu da iaşe ve malzeme kıtlığı nedeniyle Kırım’dan çekilmek zorunda kaldı. Bu sırada Maresal Munnich Dinyeper Ordusuyla hücuma geçip Özi(şimdiki adı Ochakiv) kalesini eline geçirdi.

1738’de Mareşal Munnich zamanını Osmanlı’lara karşı isyan etmeye teşvik için, Eflak ve Boğdan’dan gelen heyetlerle, Ruslara o bölgelerden Hristiyan desteği sağlama amacıyla, konuşmalarla geçirdi. 15 Ağustos 1738 tarihinde Osmanlı-Kırım ordusu Rusların elinden Özi ve Kılburun kalelerini geri almayı başardı.

Mareşal Munnich 1739da Lehistan ile anlaşıp Polonya’ya ait arazilerden geçip Osmanlı ordusunun hiç beklemediği arka cephesine indi. Böylece 19 Ağustos 1739’da Rus ordusu Dinyester nehrini geçerek Hotin yakınlarında Osmanlı ordusuyla karşılaştı. 28 Ağustos’da Hotin’in 12 kilometre güneybatısında bir mevkide Serasker Veli Paşa ve Mareşal Munnich ordusu bir çarpışmaya girişti ve Ruslar iki misli daha fazla zayiat vermekle beraber Osmanlı ordusu yenildi. 30 Ağustos’da Hotin kalesi ve sonra da Bender kalesi Rusların eline geçti. Ruslar sonra Eylül içinde Boğdan içlerine yürüdü ve Yaş şehrini aldı. Mareşal Munnich ordusuyla Eflak üzerine yürümeyi planlıyordu, ama 18 Eylül’de Rusya’nın müttefiki olan Avusturya’nın Osmanlılarla barış yapıp Belgrad Antlaşması yaptığı haberi geldi. Bunun üzerine Rusların Boğdan’dan istedikleri yardım gerçekleşmedi. İaşe, malzeme ve asker sıkıntısı aynı Kırım’da olduğu gibi yine Mareşal Munnich ordusunu tehdit etmeye başladı. Barış dolayısıyla tecrübeli Osmanlı ordularının Avusturya cephesinden çekilip ve Rus cephesini takviyeye kullanılacağı gayet açıktı. Bu nedenlerle Rus başkomutanı Mareşal Munnich de Osmanlı devleti ile barış yapılmasını kabul etti.

Ruslar anlaşma yapılması için İstanbul Fransız elçisinin arabulucuğunu kabul etti ve müzakereler Niş’te yapılıp 3 Ekim 1739’da Rusya ve Osmanlı devletleri arasında antlaşma imzalandı. Bu imzalama gerçekte Niş’te yapılmakla beraber antlaşma ismi Belgrad Antlaşması’dır.

Avusturya cephesi savaşları

12 Temmuz 1737’da Avusturya da Rusya’nın yanında savaşa girdi. (80.000 profesyonel asker, 50.000 milis askeri ve 36.000 attan oluşan) Avusturya ordusu Maria Tereza’nin kocası olan Lorenli Franz I. Stefan komutasinda idi. Avusturya orduları üç koldan Osmanlı topraklarında ilerlemeye başladılar.

Doğuki kolordu gücündeki birlikler Mareşal Wallis komutasında Eflak’da ilerlemeye başladı. Eflak üzerinden hücuma geçen bir Osmanlı ordusu Eflak’da ilerleyen Avusturya doğu kolunu Bükreş yakında yapılan bir muharebede yendiler ve kış başlamadan bu AvusturyalılarıErdel’e geri püskürttüler ve Mareşal Wallis’in askerleri Karpat dağlarındaki dağlık geçitleri savunmaya koyuldular.

Batıdaki yine kolordu gücündeki Avusturya koluna Prens Josef von Hildburghausen komuta etmekteydi. Karadağlılar yardımı ile eyalet merkezi Bosnasaray dahil Bosna eyaletini işgale başladılar.

Bosna valisi Hekimoğlu Ali Paşa idi ve Avusturyalılara karşı Bosna’da Osmanlı direnişini organize etti. Avusturya’nın Macaristan’ı aldıktan sonra yaptığı mezalim ve dinsel baskıdan kaçmış olan Macar asıllı kale savunma tımarlı birlikleri Bosna kalelerini Avusturya’ya vermemek için büyük direniş gösterdiler. Bu kolordu Banja Luka’yı kuşattı. Hekimoğlu Ali Paşa’nın topladığı gönüllü Bosna birlikleri 4 Ağustos 1737’de bu şehir surları önünde yapılan Banja Luka Muharebesi’nde bu Avusturya kolunu bir bozguna uğrattı ve bu kol Sava Irmağıkuzeyine çekilmek zorunda kaldı.

Esas büyük Avusturya ordusu Mareşal Friedrich Heinrich von Seckendorff (1673–1763) komutasında Morova Irmağı vadisinden yürüyerek ve Hıristiyan Sırp Osmanlı tebası tarafından iaşe ve hatta ek asker sağlanarak 1 Ağustos 1737’de Nişi eline geçirmeyi başardı. Bu ordudan büyük bir kol Khevenhiiller Ludwig Andreas (1683-1744) komutasında Vidin üzerine gönderildi. Ama Vidin’deki Osmanlı askerleri bu kuşatmaya hazırlıklı oldukları için başarılı olmadı. Bu kol da Tuna üzerinde Adakale yakınlarında 28 Eylül 1737’da yapılan bir muharebeden sonra çekilip Mareşal Wallis’in güçleri ile birleşti.

Ana Avusturya ordusunun ilerlemesi Osmanlıların beklemediği bir halde olmuştu. Osmanlı orduları çok geçmeden organize olarak karşı hücuma başladı. Orta koldaki Avusturya güçleri de yaz sonlarında Osmanlı ordularının hücumu altında kaldı. 20 Ekim 1737’de Niş tekrarOsmanlılar eline geçti. Bu Avusturya ordusu batıya doğru çekilmeye başladı. Dağlık bir bölgedeki Sirbistan’daki Uzice ve Bosna’daki Drina Nehri üzerindeki Zvornik kalelerini kuşatmaya koyuldular. Ana Avusturya ordusunun Drina üzerine bu yürüyüşü ile Morova üzerindeki ilerleme sona erdi ve Avusturya ordularının kolları arasındaki bağlantılar ortadan kalktı.

1737 kışında Fransız elçisi Villeneuve Markizi vasıtasıyla yapılan ateşkes teklifleri Osmanlılarca kabul edilmedi.

1738’de Avusturya orduları başkomutanı değişti; Kont von Königsegg-Rothenfels (1673-1751) yeni başkomutan olarak atandı. Osmanlı orduları ataka geçmişti ve Avusturyalılar ise savunma savaşları yapmaları gerekti. Osmanlı orduları Humbaracı Ahmet Paşa (1675-1747) tarafından yapılan reformları benimsemiş, özellikle Sürat Topçularını çok efektif olarak kullanmaya başlamışdı. Osmanlılar yeni topçularının yardımıyla Sirbistan’da bulunan kaleleri aşama aşama ellerine geçirip Avusturyalıları geri itmeye başladılar. Tuna Nehri kıyılarında önemli savunma mevkileri olan Uzice, Semendire ve Adakale Osmanlılar eline geçti. Serdar Sadrazam Yeğen Mehmet PaşaAdakale fatihi adıyla halk arasında ün aldı. Mehadiye kalesi Osmanlılar eline geçip Osmanlılar Banat yaylasına sarkmaya başladılar.

Avusturyalılar İstanbul’da Fransız elçisi olan Villenueve Markizi’nin aracılığı ile barış müzakereleri istediler. Bu müzakerelere İstanbul Fransız ve Avusturya elçileri ve Rusya grandükü ile İstanbul’da başlandı. Fakat müzakereler yavaş gitmekteydi.

22 Mart 1739’da Yeğen Mehmed Paşa sadrazamlıktan ve serdarlıktan azledildi. Yerine Vidin Seraskeri İvazzade Mehmed Paşa geçirildi. Yine Avusturyalılar üzerine hücumlar devam etti. Avusturya ordusunun başkomutanlığına Mareşal Kont Wallis getirilmişti. Wallis 60.000 Avusturya ordusu ile Tuna’yı Pancsova’dan geçip Belgrad’a doğru yürüdü. 21-22 Temmuz 1739’da Belgrad’in hemen doğusunda yapılanHisarcık Muharebesi’nde Mareşal Wallis komutasındaki Avusturya ordusu büyük bir mağlubiyete uğratıldı. Wallis savaşarak Tune kuzeyine çekilmeye başladı. Osmanlı ordusu Belgrad şehrini kuştamaya aldı. Belgrad kalesi kısa bir kuşatmadan sonra tekrar Osmanlılar eline geçti.

Bu mağlubiyet bir önceki Osmanlı-Avusturya savaşında Savoy Prensi Eugen’in galibiyetleri gibi gayet iyi sonuçlar bekleyen Avusturya başkenti Viyana’da şok tesiri yaptı. Avusturya orduları başkomutanı Mareşal Wallis bir divan-i harp mahkemesinde yargılandı. Sürüncemede olan müzakerelere bu sefer daha ciddiyetle Belgrad’da başlandı ve 1 Eylül’de müzakerelerde anlaşmaya varildi. Resmen 18 Eylül 1739’da Avusturya ile Osmanlı Devleti arasında Belgrad Antlaşması imzalanıp savaşa son verildi.

Savaşın sonuçlanması

Avusturya, Osmanlı Ordusuna yenik düştüğü için barış istemişti. 18 Eylül 1739 tarihinde Osmanlılarla Avusturya arasında Belgrad Antlaşması imzalandı. Avusturya 1718’de Pasarofça Antlaşması ile eline geçirmiş olduğu Sırbistan, Belgrad, Eflak’ın bazı kısımlarını veBosna’da bir sınır bölgesini, Banat bölgesi hariç, geri verdi.

Rusya da tek başına kaldığı ve İsveç’ten bir saldırı da beklediği için barışa razı oldu ve 3 Ekim 1729’da Rusya ve Osmanlı Devleti arasında Niş’te yapılan müzakerelerden sonra Niş barış antlaşması imzalandı.

Böylece mütecaviz ve Osmanlı Devleti’nden toprak koparmak azmiyle savaşa giren iki düşman ülke karşısında Osmanlı Devleti,Avusturyalılara karşı büyük galibiyetler kazanarak Belgrad ve Tuna Kalelerini ellerine geçirip yine doğal Tuna boyu sınırına erişmiş; Ruslara karşı önce Kırım’ın talan edilmesi ve bir sıra kalelerinin Ruslar eline geçmesi ile gayet zararlı sonuçlar almakla beraber sonunda Rusların Karadeniz’de kendilerine bir yer elde etme amaçlarına ulaşmasını önlemiştir.[/vc_column_text][/vc_accordion_tab][vc_accordion_tab title=”1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı”][vc_column_text]1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı, Osmanlıların Ruslara yenik düşmesiyle sonuçlanmış bir savaştır. Bu savaşın sonucunda Ukrayna’nın güneyi, Kuzey Kafkaslar ve Kırım Rusya’nın eline geçmiştir.

Nedenleri

Savaş ilk önce Lehistan’da kralla soylular arasında çıkan bir anlaşmazlık yüzünden başladı. Rus Çariçesi II. Katerina Lehistan’ı parçalamak amacıyla Lehistan’ın içişlerine karışıyordu. Kralı soylulara karşı desteklemek amacıyla bölgeye Kazak Rusaskerlerini gönderdi. Askerler Osmanlı Devleti sınırları içindeki Balta kentine girerek katliam yaptılar.[1] Osmanlı padişahı III. Mustafa bu durumu protesto ederek 25 Eylül 1768 tarihinde Rusya’ya savaş açtı. Lehistan’da krala karşı çıkan soylular Osmanlı Devleti’nin yanında yer aldılar. Birleşik Krallık da Rus donanmasına danışmanlar göndererek Rusya’nın yanında yer aldı.

Savaşın Olduğu Cepheler

Sakız adası açıklarında Osmanlılarla Ruslar arasında yapılan deniz savaşı (1770)

Savaşın başlamasıyla Lehistan, 3 büyük devlet (Prusya, Avusturya ve Rusya) tarafından kıskaca alındı. Rus generali Aleksandr Suvorov, Leh ordusunu 23 Mayıs1771 tarihinde Lanckorona’da, 23 Kasım 1771 tarihinde de Stolowice’de yendi. Böylece Lehistan’daki savaş sona erdi. Kazandığı bu zaferlerle yıldızı parlayan Suvorov Osmanlı cephesine gönderildi.

Kırım Hanı Kırım Giray, Şubat 1769’da Güney Rusya’ya başarılı akınlar yaptı. Sadrazam Yağlıkçızade Mehmed Emin Paşa 1 Mayıs 1769’da ve sadrazamMoldovancı Ali Paşa 12 Ağustos 1769’da iki başarılı Hotin seferi yaptılar. Fakat Kırım Giray’ın ölümünden sonra Rus orduları Kırım’a girdiler. Yeniçerilerin artan başarısızlıkları ve emre karşı çıkmaları gibi nedenlerle Ruslar Eflak ve Boğdan’a girdiler. 21 Eylül 1769 tarihinde de Hotin’i ele geçirdiler. Ruslar Osmanlı Devletiniiçten çökertmek için Mora Yarımadasındaki Rumlar arasında ayaklanma çıkarttılar.Kaptan-ı Derya Mandalzade Hüsameddin Paşa, 9 Nisan 1770 tarihinde Mora Yarımadasına bir çıkartma yaparak bu ayaklanmayı bastırdı.

Ancak Osmanlıların Balkanlarda Rusya karşısındaki yenilgileri devam etti. Rus kumandanı Petro Rumyantsev 7 Temmuz 1770’de Prut nehrinin bir kolu olan Larga nehri boylarında, Larga Muharebesinde Kırım Hanı Kaplan Giray komutasındaki Kırım Hanlığı ve Osmanlı Ordusunu yine bu yerin yakınında Prut nehrinin bir kolu olan Kagul Irmağı’nda Kartal Ovası Muharebesi’nde, Osmanlı yeniçerileri ve Kırımtatarlarından oluşan büyük bir orduyu ağır bir yenilgiye uğrattı. Bu meydan muharebeleri akabinde savaşın yönü tamamen Osmanlı İmparatorluğu aleyhine döndü. Rus birlikleri İsmail, Akkerman, Bender kalelerini ellerine geçirdiler. AyrıcaÇariçe II. Katerina Aleksey Grigoryeviç Orlov komutasındaki Rus donanmasını Baltık Denizi’nden Akdeniz’e gönderdi. İlk defa Akdeniz’e savaşa giren Rus donanması İzmiryakınlarında Çeşme burnu ile Sakız adası arasında Osmanlı donanmasıyla savaşa tutuştu.5-7 Temmuz 1770 tarihleri arasında yapılan bu savaşta Rus donanması Osmanlıları büyük bir yenilgiye uğrattı. Bu olaydan sonra Rus donanması 1770-1774 yılları arasında 5 yıl dahaEge Denizi’nde kaldı. Bilinmeyen nedenlerle 2 Kasım 1772 ve 9 -10 Haziran 1774tarihlerinde iki kez daha Çeşme Limanı’na gelerek kaleyi ve şehri tekrar topa tuttu.

Osmanlı Orduları; 2 Ağustos 1771’de Özi (Kırım), 12 Eylül 1771’de Yerköy (Boğdan), 29 Haziran 1773’te Silistre (Boğdan), 20 Ekim 1773’te Varna’da bazı zaferler kazandılar. Ancak bu zaferler savaşın gidişinin Osmanlı İmpartorluğu aleyhine sürmesini engelleyemedi. 1774yılında Rumyantsev’in komutası altında tekrar saldırıyla geçen Rus ordusu Tuna nehrini geçerek Şumnu’ya doğru ilerlemeğe başladı. Bu sırada Osmanlı tahtı el değiştirmiş, III. Mustafa ölmüş, yerine kardeşi I. Abdülhamit tahta geçmişti. Sadrazam Muhsinzade Mehmed Paşa Rus ordusunu karşılamak üzere yeniçeri Ağası Yeğen Mehmed Paşa kumandasında gönderdiği bir ordu Kozluca’da Rumyantsev’in ordusuna yenildi. Rumyantsev bu başarıdan sonra Şumnu’ya kadar ilerledi.

Savaşın Sonuçlanması

Ana madde: Küçük Kaynarca Antlaşması

Çariçe II. Katerina’nın Osmanlıları yenmesini gösteren temsili bir tablo (Stefano Torelli 1772)

21 Temmuz 1774 tarihinde tahta yeni geçmiş olan Osmanlı padişahı I. Abdülhamit, Küçük Kaynarca Antlaşmasını imzalayarak savaşa son verdi. Bu antlaşmayla Kırım’a bağımsızlık verildi. Ama Rusya’nın asıl amacı bağımsız olan Kırım’ı kısa bir süre sonra topraklarına katmaktı. 9 yıl sonra1783 yılında Rusya Kırım’ı resmen kendine bağladı. Kısa bir süre sonra da Ruslarla Osmanlılar arasında tekrar savaş çıktı.[/vc_column_text][/vc_accordion_tab][vc_accordion_tab title=”1787-1792 Osmanlı-Rus Savaşı”][vc_column_text]1787-1792 Osmanlı-Rus Savaşı, Osmanlıların 1774 yılında imzalamış olduklarıKüçük Kaynarca Antlaşmasıyla kaybettikleri toprakları özellikle de Kırım’ı Ruslardan geri almak amacıyla başlattıkları bir savaştır.

Savaş

Savaş I. Abdülhamit’in saltanatı sırasında başladı. İngiliz ve Fransızlar savaşa katılmamakla birlikte, Rusya’nın Balkanlar’da aşırı derece güçlenmesini istemedikleri için bu savaşta Osmanlı Devleti’nin yanında yer aldılar. Ancak Avusturya da savaşa girince Osmanlı Devleti beklemediği bir şekilde kendisini Avusturya’nın da karşısında buldu. Buna rağmen Osmanlı’nın aynı zamanda yetenekli generallerinden olanSadrazam Koca Yusuf Paşa Avusturya ordusuna karşı Muhadiye ve Şebeş Muharebesi gibi iki büyük muharebe kazanarak Avusturya’nın Temeşvar eyaletinde geçici ilerlemeler yapmasını sağladı. Ancak yine de Osmanlı ordusu disiplinden uzaktı. Avusturya cephesinin aksine Rus Cephesinde ardı ardına yenilgilere uğradığından Avusturya üzerine çok gidilemedi. Osmanlının bir diğer şanssızlığı,Grigori Potemkin, Aleksandr Suvorov, Pyotr Rumyantsev ve Nikolay Repnin gibi Rusya’da o zamana kadar yetişen bugün bile Dünya’nın en iyi generallerinden görülen 4 Rus generalinin; Fyodor Fyodorovich Ushakov gibi başarılı bir amiralin olduğu olduğu bir kuşağa denk düşmesiydi. Rus generali Potemkin, 1788 yılındaÖzi’yi karadan ve denizden kuşattı. Kuşatmayı denizden yarmaya çalışan Osmanlı donanması başarısız oldu, Osmanlı kara ordusu da kuşatmayı yarma konusunda bir başarı gösteremedi. 6 ay boyunca kuşatmaya dayanan Özi Kalesi, Aralık ayında -23oC sıcaklıkta teslim oldu. Kentin bütün sakinleri Ruslar tarafından katledildiler. I. Abdülhamit’in bu haberin üzüntüsüne dayanamayarak felç geçirip öldüğü söylenir.

Tahta III. Selim’in geçmesinden sonra kayıplar devam etti. Avusturya kuvvetleri toparlanıp tekrar saldırıya geçti ve Ruslarla birleşip Osmanlıları, Fokşan (Focşani) (1 Ağustos 1789) savaşında yenilgiye uğrattılar. Osmanlılar kaybedilen Fokşan Muahrebesi’nin ardından Boze Muharebesi’nde de (22 Eylül 1789) büyük kayıplara uğradı, kuşatma altındaki Boğdan’daki kalelerin durumu iyice kötüleşti, Belgrad kalesinin durumu tehlikeye girdi. Sonrasında Boğdan’daki İzmail, Akkerman veAnapa kalesi Rusların eline geçti ve Besarabya Rusya tarafından işgal edildi. Buna ilaveten bir Avusturya Ordusu Boze Muharebesi sonrası artık iyice durumu kötüleşenBelgrad üzerine yürüyüp 3 haftalık bir kuşatma sonrası şehri ele geçirdi. Osmanlı Devleti, kendine müttefik bulma amacıyla 11 Temmuz 1789 tarihinde İsveç ve 31 Ocak 1790 tarihinde de Prusya’yla barış antlaşmaları imzaladı. Ancak bu iki devletten de yardım alamadı. 1790’da Yaş şehrini de ele geçiren Rus ordusu generali Potemkin burada ihtişamlı bir karargâh kurdu, savaşın kalan 2 senelik kısmında Rus ordusunu buradan yönetti.

Savaş neticesi imzalanan Yaş Antlaşması ile Osmanlı’nın Ruslara bırakmak zorunda kaldığı Bug veDinyester nehirleri arasındaki bölge haritada taralı olarak gösterilmiştir.

Deniz Muharebelerinde ise parlak bir geçmişi olan Osmanlı amirali Cezayirli Hasan Paşa, sonrasında ise Hüseyin Paşa yönetimindeki Osmanlı filosu teknolojik yönden ve gemi sayısı kalitesi yönünden hızlı bir gelişme gösteren Rus donanmasına karşı bir varlık gösteremedi. Kerçve Tendra deniz muharebeleri Rusların üstünlüğü ile sona erdi. Savaşın sonlarına doğru Bulgaristan’a kadar inen Rus donanması ile yapılan Celigra Burnu Deniz Muharebesi sonuçsuz bir muharebe gibi gözükse de Osmanlı donanmasının Karadeniz’den iyice çekilmesine neden olması neticesi Rusların stratejik üstünlüğü ile sona erdi. Ruslar Karadeniz’de deniz üstünlüğünü tamamen ele geçirdiler.

Sonuç

Sonunda Fransız İhtilali neticesi Fransa’nın askeri baskısı altında kalarak bu ihtilalin kendi ülkesindeki çeşitli halkları ayaklandırmasından ve iki cepheli bir savaş tehlikesinden korkan ayrıca savaşta Osmanlı Devleti’ne karşı Rusya kadar başarılı olamayan Avusturya, Osmanlı Devleti’yle4 Ağustos 1791’de Ziştovi Antlaşmasını imzalayarak savaştan çekildi ve işgal ettiği Belgrad’ı Osmanlılara geri verip bugün Romanya sınırlarında kalan Orşova şehri ve Hırvatistan sınırındaki iki küçük köyün olduğu bölgenin kendisine verilmesine razı olmak zorunda kaldı.

Avusturya’nın savaştan çekilmesinden birkaç ay sonra Rusya da barış antlaşması yapmağa razı oldu ve 9 Ocak 1792’de Yaş Antlaşması imzalandı. Osmanlı Devleti bu antlaşmayla Kırım’ınRusya’nın egemenliği altına geçtiğini tekrar kabul etmek zorunda kaldı. Yedisan bölgesi (Özi veOdesa kaleleri) Rusya’ya bırakıldı. Bug nehri sınır olmaktan çıkıp, Dinyester nehri (Turla Nehri),Rusya ile Osmanlı Devleti arasında yeni sınır olarak kabul edildi. Karadeniz kıyısında bulunan Anapa kalesi ve bunun yanında Romanya’da işgal edilen Yaş, İsmail, Kili, Bender, Akkerman kaleleri Osmanlılara geri verildi. Savaş sonucu Osmanlı Devletinin Kırım’la kara bağlantısı da iyice kesildiği gibi, ele geçirilen Odesa büyük bir liman ve sanayi şehri haline gelip, Rus donanmasının Karadeniz’deki gücünün iyice artmasını sağladı.[/vc_column_text][/vc_accordion_tab][vc_accordion_tab title=”1806-1812 Osmanlı-Rus Savaşı”][vc_column_text]1806-1812 Osmanlı-Rus Savaşı, Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya arasında birçok cephede yapılmış savaştır. Napolyon Bonapart’ın önderliğindekiFransa’nın Avrupa’da başlattığı savaşların (Napolyon savaşları) arka planında yer almıştır.

Osmanlı Padişahı III. Selim’in saltanatı döneminde 1792-1805 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu ve Rusya barış içinde yaşamışlardı. Hatta Osmanlı İmparatorluğu Mısır’ı işgal eden Fransa’ya karşı İngiltere ve Rusya ile işbirliği yaptı. 24 Eylül 1805 tarihinde Osmanlı İmparatorluğu Rusya ile mevcut ittifak antlaşmasını yeniledi. Ancak bu antlaşmanın imzasından kısa bir süre sonraOsmanlı İmparatorluğu ve Rusya arasında yeni bir anlaşmazlık çıktı. Rusya, Osmanlıların Rus yanlısı Alexander Muzuri (Eflak) ve Konstantin İpsilantis (Boğdan) voyvodaları görevden almasından hoşnut değildi. General Johann (Ivan) Michelson komutasındaki 40.000 civarında Rus askeri 11 Kasım 1806’da Dinyester’i geçerek Eflak ve Boğdan’a girdi. III. Selim 22 Aralık 1806 tarihinde boğazları kapattı ve Rusya’ya savaş ilan etti.

İlk çarpışmalar

1806 yılının Kasım ayında savaş ilan etmeden Eflak ve Boğdan’a giren ve karşısına düzenli bir Osmanlı kuvvetinin çıkamadığı Rus ordusu, kısa bir süre içerisinde Kili, Bender, Hotin ve Akkerman Kalesi gibi kalelerden kimini savaşla ve kimini de hileyle ele geçirdi. Bu kalelerin işgal edilmesinin ardından, İzmail Kalesi’nin de teslim olacağını zanneden Ruslar, kalenin önüne geldiklerinde beklemedikleri bir karşılık gördüler. Daha ilk çatışmada üç bin dolayındaki Rus birliği, altı yüz süvarisi bulunan ve kaleye yardıma gelmiş Pehlivan İbrahim Ağa tarafından bozguna uğradılar. Zaferin ardından Pehlivan İbrahim Ağa mirahor-ı evvel rütbesi ile, Kale muhafızı Kasım Paşa da vezirlik rütbesinin yanı sıra gazilik unvanı ile ödüllendirildi. İzmail Kalesi’nin savunmasını sağlamlaştıran Pehlivan İbrahim Ağa beşyüz kadar atlısıyla binbeşyüz kişilik Rus süvari birliklerini İzmail’e dokuz saat mesafedeki Çamasuy Karyesi’nde bozguna ugrattı. 26 Ağustos 1807 tarihindeki mütarekeye kadar devam eden bir buçuk yıllık süreçte Pehlivan İbrahim Ağa, gönüllü birliklerin yanı sıra Veli Paşa, Karslı Ali Paşa ve Boşnak Abdullah Ağa gibi komutanların da yardımıyla İzmailKalesindeki savunmasını sürdürdü ve düşmanı karşısında bir adım bile geri çekilmedi. Serdar-ı Ekrem olan sadrazam Keçiboynuzu İbrahim Hilmi Paşa komutasında Osmanlı ordusu ise, 12 Nisan 1807’de Bulgaristan’dan Tuna Nehri üzerinden Eflak topraklarına girerekBükreş’e yöneldiyse de, Mikail Miloradoviç komutasındaki Rus ordusu tarafından 2 Haziran 1807 tarihinde Obileşti Muharebesi’nde püskürtüldü.

Doğu Cephesinde ise İvan Gudoviç komutasındaki 17.000 kişilik Rus birliği 18 Haziran 1807 tarihinde Arpaçay Muharebesi’nde Kör Yusuf Ziyaüddin Paşa komutasındaki yaklaşık 20.000 kişilik Türk birliğini mağlup etmeyi başardı. Bu iki muharebe sonucunda Batı ve Doğu cephelerinde durum sabitlendi.

Denizde ise Dmitry Senyavin’in komutanlığındaki Rus donanması, Seydi Ali Paşa (Yusuf Paşazade) komutasındaki Türk donanmasına üstünlük sağlamayı başardı. 22-23 Mayıs 1807 tarihlerinde Çanakkale Muharebesi’nde, 19-22 Haziran 1807 tarihlerinde de Limni Muharebesi’nde galip gelen Rus donanması Ege Denizi’nde hareket serbestisi kazandı.

Kabakçı Mustafa İsyanı

Bu çarpışmalar sürerken İstanbul büyük bir siyasi kargaşa içine girdi. 29 Mayıs 1807 tarihindeKabakçı Mustafa isyanı sonucu III. Selim Osmanlı tahtından indirilmiş ve yerine IV. Mustafa tahta geçmişti. IV. Mustafa’nın saltanatı boyunca Osmanlı sarayında büyük bir kargaşa yaşandı. Yeniçeriler saraya hakim oldular. 28 Temmuz 1808 yılında taht tekrar el değiştirdi. IV. Mustafa’nın yerine II. Mahmut tahta geçti.

Çarpışmaların yeniden başlaması

1807 yılında Fransa ile Tilsit Antlaşması’nı imzalayarak Fransa baskısını bir süreliğine bertaraf eden Rusya 28 Mart 1809 yılında Tuna cephesinden harekete geçti ve 2 yıla yakın süredir durmuş olan çatışmalar yeniden başladı. Johann (Ivan) Michelson’un Bükreş’de ölümünden sonra 1808 yılında onun yerine atanan Aleksandr Prozorovski komutasındaki Rus birlikleri Dobruca’yı işgale başladılar. Dobruca’yı geçen Rus ordusu ikiye ayrılıp, bir kısmı ile Varna’ya hareket ederken, diğer kısmı ile Osmanlı ordusu üzerine saldırmıştı. İbrail(Brăila)’i almakla görevlendirilenMihail Kutuzov’un taaruzu reddetmesi üzerine Aleksandr Prozorovski bizzat kolordunun komutasını ele aldı. 17 Nisan’da İbrail(Brăila)’i yoğun bombardımana başlayan Rus ordusu,Aleksandr Prozorovski’nin emriyle 19 Nisan’ı 20 Nisan’a bağlayan gece taarruza geçti. Fakat hücum başarılı olmadı ve Rus ordusu büyük kayıp verdi. Hezimet nedeni ile Aleksandr Prozorovski histeri nöbetine tutuldu ve onu teskin etmeye çalışan Mihail Kutuzov’u başarısızlıktan sorumlu tutarak onu kolordu komutanlığından azletti. 7 Mayıs 1809 tarihinde İbrail(Brăila) kuşatmasını kaldırıp geri çekilen Aleksandr Prozorovski, 9 Ağustos 1809’da Tuna karargahında öldü. Çar I. Aleksandr (Rusya), onun yerine piyade ordusundan General Prens Pyotr Bagration’u atadı.

General Prens Pyotr Bagration’un ilk operasyonu, 14 Ağustos 1809 tarihinde Maçin (Măcin) kalesinin kuşatılması oldu. 18 Ağustos 1809’da kale garnizonu teslim oldu. 22 Ağustos tarihinde ise iki gün süren bombardımanın ardından Kirsova (Chirsova) kalesi Rusların eline geçmiş, böylelikle Rus ordusu Tuna üzerinde seyyar bir köprü kurmaya başlamıştı.

Rus ilerleyişine engel olmak için harekete geçen Tuna komutanı Koca Hüsrev Mehmed Paşa’nın komutasındaki 12.000 kişilik Türk kolordusu 4 Eylül 1809 tarihinde Resvan’da Cernavoda Muharebesi Pyotr Bagration’un Rus birlikleri tarafından bozguna uğratıldı. Bu savaşın ardından bölgenin önemli kaleleri, kale muhafızlığını eski sadrazam Çelebi Mustafa Paşa’nın yaptığı İbrail kalesi ve İzmail kalesi sırasıyla 14 Eylül ve 21 Kasım’da düştü. İlerleyen Rus birlikleri 11 Eylül 1809 tarihinde Silistre’yi kuşattı. Silistre savunmasında görev yapan Pehlivan İbrahim Ağa’nın başarılı savunması ve yardıma gelen ayanlar ile sadrazamın Rusçuk’tan Silistre’ye doğru ilerlemesi Ruslar’ın Silistre önlerindeki istihkâmlarda küçük birlikler bırakarak, Silistre’ye iki saat mesafede Tuna’nın sol sahilinde bir mevkiye çekilmesiyle sonuçlanmıştı. Tepedelenli Ali Paşa’nın oğlu Muhtar Paşa’nın da yardıma gelmesi ile Pehlivan İbrahim Ağa kumandasındaki Osmanlı ordusu 10 Ekim’de Tatariçe Muharebesi’nde Rus birliklerini durdurmuş; Osmanlı ordusunda bine yakın şehit verilirken, Rus ordusunda 10 binin üzerinde ölü ve zâyiât vermiştir. Bu zaferden sonra 29 Ekim 1809 tarihinde İbrahim Ağa’ya vezirlik payesi verildi ve o günden sonra da “Baba Paşa” diye anılmaya başlandı. Muhtar Paşa da “Hızır Paşa” adını aldı. 23 Temmuz 1809 tarihinde Serdar-ı Ekrem Yusuf Ziya Paşa komutasında Rumeli’ye doğru harekete geçen Osmanlı ordusun ilerlemesiyle arkadan sarılma tehlikesini gören Rus ordusu önce Silistre’ye oradan da Eflâk’a çekilmek zorunda kalmış; buna karşılık Osmanlı ordusu, kış mevsiminin de etkisiyle 22 Kasım’da Şumnu Karargâhı’na geri dönmüş; Pehlivan İbrahim Ağa komutasındaki kuvvetlere ise Hacıoğlu Pazarcık adı verilen bölgede kışlaması Yusuf Ziya Paşa tarafından emredilmiştir. Yaklaşık altı, yedi aydır kuşatma altında bulunan İzmail ve İbrail Kaleleri’ne yardım gönderilemediğinden düşman eline geçtiği haberi Şumnu Karargâhı’na dönüldükten sonra haber alınmıştır.

Savaşın Bulgaristan’a yayılması ve Bâtın Muharebesi

1809 yılında Dobruca’nın denetimini eline geçiren Rus ordusu 1810 yılında, ordu kumandanlığını Pyotr Bagration’dan devralan Nikolay Kamenski’nin emriyle Bulgaristan’a yöneldi. Nikolay Kamenski, Silistre kuşatması görevini fransız göçmeni kolordu komutanı A.F.Langeron’a vermiş, kendisi de bizzat Rusçuk kuşatmasına katılmaya karar vermiştir. 1810 Mayıs’tan itibaren üç kol halinde ilerleyen Rus birliklerinin bir kısmı da Hacıoğlu Pazarcık’da bulunan Pehlivan İbrahim Paşa üzerine yürüdü. Bunun üzerine karşı ilerleyişe geçen üç dört bin kişilik Pehlivan Paşa kuvvetleri, çarpışa çarpışa geri çekilmek zorunda kaldılar. Piletof adındaki bir kumandanın emrindeki onbeşbin kişilik özel bir Rus birliği, en sonunda Pehlivan Paşa’yı Hacıoğlu Pazarcık’nda kuşatma altına aldılar. Türk ordusunun 10 Mayıs 1810’da Hacıoğlu Pazarcık Muharebesi’nde Rus ordusuna mağlup olmasının ardından, 18 Haziran 1810 tarihinde Hacıoğlu Pazarcık’ın işgal edilmesine değin çarpışan Pehlivan İbrahim Paşa hasta ve yaralı bir halde esir düstü. 30 Mayıs’ta yardım alma olanağı kalmadığı için teslim olan Silistre ve 1 Haziran’da Razgrad Rusların eline geçti. İleri hareketını sürdüren Rus ordusu Haziran başında Rusçuk veŞumnu’yu kuşattı. 22 Temmuz 1810’da düzenlenen taarruz Rus ordusuna büyük kayıplara mal oldu.

16 Ağustos 1810’da taarruza geçen General Uvarov komutasındaki Rus birliği, Türk garnizonu karşısında yenilgiye uğradı ve geri çekildi. Kuşatma halindeki Rusçuk garnizonu takviye beklerken, Rusçuk seraskerliğine atanan Goşancalı Halil Paşa 40.000 kişilik ordusuyla Tırnova ile Rusçuk arasında Bele Muharebesi’nde Rusları mağlup etti. Rusçuk’un batısındaki Batın deresinde savunma düzenine geçen Türk ordusu 25 Ağustos’ta Bâtın Muharebesi’nde, Rus ordusuna komuta eden Nikolay Kamenski tarafından, Rus nehir filosu’nun da desteği ile, ağır bir yenilgiye uğratıldı. Rus süvarileri tarafından 15 km kadar takip edilen Muhtar Paşa’nın Arnavutları ve ayanlarınGoşancalı Halil Paşa emrindeki birlikler 7 Eylülde tamamen yenildiler, hatta neredeyse yok edildiler. 21 bin asker ve 140 toptan oluşan düşmanın üstün gücü karşısında 8 bin Türk hayatını kaybetti. Rus General İlovaitzki ile birlikte 3 general ve 78 subay da Rus kayıpları arasında idi. Muharebede Goşancalı Halil Paşa da vurularak hayatını kaybetti. Alınan mağlubiyette, komuta kademesinin yerinde karar alamaması ve hızlı hareket edememesinin de etkisi vardı. Öyle ki Osmanlı Serdar-ı ekremi Kör Yusuf Ziyaüddin Paşa, zamanındaGoşancalı Halil Paşa’ya yardıma gitseydi ağır bir yenilgi yerine parlak bir zafer kazanılabilirdi. Ruslar, Bâtın Muharebesi’nin ardından önce harabeye çevrilen Ziştovi’yi, daha sonra da kahraman savunucusu Boşnak Ağa tarafından gerek kendi adına, gerekse Karslı Ali Paşa adına 27 Eylül’de teslim edilen Rusçuk ve Yergöğü’nü işgal ettiler. Ekim ayı başlarında önce Turnu, daha sonra da Niğbolu üzerinde Rus bayrağı dalgalanıyordu. Ayan Pehlivan Süleyman Paşa, Voronzov’un askerleri karşısında Plevne’den kaçtı, Selvi’ye ise Kazaklar yerleşiyordu.

Vidin’i kurtarmak için Tepedelenli Ali Paşa’nın Sofya’ya kadar ilerlemeyi başarmış diğer oğlu Veli Paşa, Mora’nın genç valisi ve babasının vekili olarak yönettiği 10 bin Arnavut’tan 2 binini buraya gönderdi . Daha Haziran ayında birkaç bin Sırp, General Tzukatos’un emrindeki Rus birlikler ile Olt bölgesinde birleşerek, Birsa-Palanka’yı aldılar. Serbest Sırbistan’a akın eden Niş Paşası, geri çekilmek zorunda kaldı. General Orurk, Sırplara Serez Paşası İsmail Bey’i ve Ahmed Reşat’ı Eylül ayı başlannda yenmeleri için yardım etti. Drina Nehri kenarında ise Olt bölgesindeki Eflak Pandorlarından oluşturulan Nikitiç süvari bölükleri bekliyordu . Kladova’nın müdafaa kıtaları artık Hristiyanlardan oluşuyordu. Kara Yorgi, Ekim ayında tekrar akın eden Boşnakları geri püskürttü.

26 Ekim 1810 tarihinde, Nikolay Kamenski Vidin Muharebesinde Serasker Vezir Hacı Osman Paşa komutasındaki 40.000 kişilik Osmanlı ordusunu mağlup etmiş, bu savaşta Osmanlı ordusu 10.000 kayıp verirken Kamenski yönetimindeki Rus ordusu sadece 1.500 kayıp vermiştir.

Ruslar, bu zaferleri amansız hastalıklara yakalanan ve batıdaki savaşın yönetimini General Zay’a bırakan generaller Tzukatos ve Isayev’in ölümü ile ödemişti. Kışın yaklaşması ve ikmal hattının giderek uzaması nedeniyle güvenliğini tehlikede gören Kont Sergei Kamenski Rus ordusunu Tuna kıyılarına geri çekti. 4 Şubat 1811 tarihinde ciddi bir hastalığa yakalanan Kamenski, yerine Çar I. Aleksandr (Rusya)tarafından General Mihail Kutuzov’un Rus ordularının yeni kumandanı olarak tayin edilmesinin ardından, 4 Mart 1811’de 35 yaşında hayata veda etti.

Savaşın sonuçlanması

Laz Aziz Ahmed Paşa komutasındaki 60.000 kişilik Osmanlı ordusu 1811 ilkbaharında yorgun ve çekilmekte olan Kutuzov’un Rus ordusuna karşı sefere çıktı ve Razgrad üzerinden Rusçuk’a ilerledi. Başından bir kurşun yarası almış eski bir asker olan yeni Rus genel komutanı Kutusov derhal Yergöğü’ne gelerek Osmanlı ordusu’nun karşısına çıktı. Rus ordusuna yeni askerler gelmişti ve Kutusov’un emrinde 18 bin askerden oluşan küçük ama güçlü bir ordu vardı. Ama 22 Haziran 1811 tarihindeki Rusçuk Muharebesi yiğitlik göstermiş ve güzel bir ortak çalışma yapmıştı. Osmanlı süvari bölükleri mükemmeldi ve toplar Fransız ustaların yeni dökümhanelerinden yeni çıkmıştı ve çok iyi topçular tarafından kullanılıyordu. O güne kadar her yere korku salan Kazaklar, “Türkler geliyor” haykırışlarıyla zaferinden emin düşmanlarının saldırısı karşısında kaçtılar (3-4 Temmuz). Rus general Langeron, Tuna Nehri’nin sol kıyısına geri çekilmek zorunda kaldı ve 9 Temmuz 1811’de Rusçuk derhal boşaltılıp, ateşe verildi. “Böylece birliklerimiz Balkan Dağları’na kadar ilerlemişken, Tuna Nehri’nin sağ kıyısını tamamen boşaltmak zorunda kaldık ve barış hiç bu kadar uzak görünmemişti “, diye yazıyordu Langeron üzüntü ile daha sonraki kayıtlarında. Serez Paşası İsmail Bey’in, Kara Feyzi’nin ve Karaosmanoğlunun birlikleri, Tuna Nehri’nin sol kıyısındaki Kalafatla kadar ilerlemişlerdi bile . Sadrazam ise Rus karargâhının bulunduğu Yergöğü’nde Tuna Nehri’ni geçmeye hazırlanıyordu.

Osmanlı ordusu Eylül ayı başlarında Tuna Nehri’nin öte kıyısına geçmişti. Langeron’un düşmanları geri püskürtme girişimleri başarısız oldu. Diğer taraftan Kutusov kararsız ve hareketsizdi. Türkler, Eflak’ta kışı geçireceklermiş gibi görünüyordu.

Ama İsmail Bey, Olt bölgesinde Kalafat’taki çatışmalardan sonra ancak Kasım ayının sonuna kadar Ciurpeceni’de tutunabildi ve Tuna Nehri’nin sol kıyısında bulunan Türklerin sayısı, Rusların yeni bir taarruzunu güvenli bir biçimde karşılamaya yeterli değildi. Diğer taraftan Çapanoğlu’nun ve Tepedelenli Ali Paşa’nın oğullarının Rusçuk’ta kalan birlikleri, silah arkadaşlarının geri dönüşünü sağlama almaya yeterli görünmüyordu. Bu, çatışmalar sırasında bizzat kan kaybeden ve askerleri ile savaşın tüm tehlikelerine bizzat göğüs germek isteyen kahraman Sadrazam Laz Ahmed Paşa’nın en büyük hatası oldu. Sultan II. Mahmud’un Edirne’den buraya gönderdiği bostancılar ve Trakyalı ayanların acilen gelen birlikleri ancak Türklerin savaşta bahtı döndükten sonra buraya varabildiler.

General Langeron ve General Markov’un Rusçuk’ta savunması zayıf olarak kalan karargâha saldırma fikirleri, Osmanlı ordusunun o ana kadar oldukça iyi konumunun aniden değişmesine neden olmuştu. 2 Ekim 1811’de Tuna Muharebesi’nde Osmanlı ordusunu ağır bir yenilgiye uğratan Markov 14 Ekim tarihinde nehri geçti ve Türklerin bu büyük karargâhını eline geçirmeyi başardı. Galib Efendi ve Gavur Hasan Paşa, Ali Paşa’nın oğulları ile birlikte Rusçuk’a kaçmak zorunda kaldılar ve sadrazam da bir kayıkla gece vakti buraya geldi. Nehrin henüz sağ kıyısında bulunan az sayıda birlikler, hiçbir zaman Yergöğü yakınlarında Slobozia Adası’nda bulunan 16 bin askerle birleşemeyeceklerdi. Başlarında Çapanoğlu, Kalender Paşa ve Karslı Ali Paşa’nın bulunduğu ve derhal kuşatma altına alınan bu birliklerin kader anı gelmişti . Nihayet 8 Kasım tarihinde yapılan ateşkes antlaşması ile kurtarıldıklarında, sayıları 13 bin kişiye düşmüştü. Diğerlerinden 5-6 bin kişi düşmanın tarafına geçmiş ve 3 bin kadarı açlık ve hastalıklar sebebiyle hayatlarını kaybetmişlerdi. Turtucaia ve Silistre tekrar Rusların eline geçmişti .

Ordusu kuşatılan Osmanlı Devleti ile 1812 yılında tekrar Fransız tehdidiyle karşı karşıya kalan Rusya 1812 yılında barışa müzahir bir tutum benimsediler ve barış müzakereleri başladı.

Barış

28 Eylül 1812 tarihinde imzalanan Bükreş Antlaşması ile Rusya, Eflak ve Boğdan’dan çekilecek, Besarabya bölgesini ise Ruslara bırakılacaktı. Osmanlılar Bosna ve Eflak’dan 2 yıl vergi almayacak, Sırplar iç işlerinde serbest kalacaktı. Tuna nehrinde hem Osmanlı hem de Rus gemileri serbestçe dolaşabilecekti. Prut ve Tuna nehirlerinin sol sahilleri iki ülke arasında sınır kabul edilecekti.[1]

Ayrıca, Kuban Nehri ağzından güneyde Bzıb (Psıb) Nehri ağzına kadar uzanan Çerkesya kıyılarının denetimi, Anapa Kalesi ile birlikte Osmanlılara geri verildi. Buna karşılık Bzıb ve Rioni nehirleri (Poti) arasındaki Karadeniz kıyıları ve Gürcü toprakları Ruslara bırakıldı.[/vc_column_text][/vc_accordion_tab][vc_accordion_tab title=”1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı”][vc_column_text]1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı, Navarin Deniz Savaşı’nı takiben Rusya’nın Yunanların bağımsızlığını desteklemesi yüzünden çıkmış bir savaştır.

Osmanlı padişahı II. Mahmut 20 Ekim 1827 tarihinde İngiliz, Fransız ve Rusdonanmalarının Navarin’de Osmanlı-Mısır donanmalarını yakmalarını protesto etmek için Rusya’yla yapılmış olan Akkerman Antlaşmasını iptal etti ve Çanakkale Boğazı’nıRus gemilerine kapadı. Bunun üzerine başlayan savaşın ilk aylarında Rus komutanıPetro Wittgenstein Osmanlı toprağı olan Eflak’a girerek Bükreş’i ele geçirdi. Rus çarıI. Nikolay da Tuna nehrini geçerek Dobruca’ya yürüdü. Şumnu, Varna ve Silistrekalelerini kuşattı.

Karadeniz filolarının desteğiyle Varna kalesine saldıran Ruslar 29 Eylül’de Varna’yı teslim aldılar. Ancak Şumnu kalesini uzun süren bir kuşatmaya rağmen Osmanlılarınbüyük bir cesaretle yaptıkları savunma sonucu ele geçiremediler. Her iki taraf ta açlık ve hastalık sonucu çok sayıda kayıplar verdi. Kışın yaklaşması dolayısıyla Ruslar kendilerine ait olan Besarabya’ya geri çekildiler.

7 Mayıs 1829’da Rus ordusu 60.000 askerle tekrar saldırıya geçerek Silistre’yi kuşattı. II. Mahmut 40.000 kişilik bir orduyu Varna’nın yardımına gönderdi. Ancak bu ordu Ruslara yenik düştü. 19 Haziran’da Silistre de Ruslara teslim oldu. Bu aradaKafkas cephesinde İvan Paskeviç komutasındaki Rus ordusu Ahıska, Ardahan,Posof, Erivan, Kars ve 27 Haziran 1829’da Erzurum’u ele geçirdi. 2 Temmuz’da 25.000 askerlik bir Rus ordusu Balkanları boydan boya geçerek Burgaz’ı ve Sliven’i teslim aldılar. 28 Ağustos’ta Edirne’ye kadar ilerleyen Rus ordusu İstanbul’un sadece 68 kilometre uzağına ulaştı. Padişah II. Mahmut 14 Eylül 1829’de Rusların bu ilerlemesini durdurmak için koşulları çok ağır olan Edirne Antlaşmasını imzalamak zorunda kaldı.[/vc_column_text][/vc_accordion_tab][vc_accordion_tab title=”1853-1856 Kırım Savaşı”][vc_column_text]Kırım Savaşı, 4 Ekim 1853-30 Mart 1856 tarihleri arasındaki Osmanlı-Rus savaşıdır. Birleşik Krallık, Fransa ve Piyemonte-Sardinya’nın Osmanlı tarafında savaşa dâhil olmasıyla savaş, Avrupalı devletlerin Rusya’yı Avrupa ve Akdeniz dışında tutmak amacıyla verdiği bir savaş halini almıştır. Savaş, müttefik güçlerinin zaferiyle sonuçlanmıştır.

Savaşın sebepleri

Rusya, 1853 yılından itibaren Kavalalı Mehmet Ali Paşa bunalımı sırasında takip ettiği zayıf bir Osmanlı Devleti üzerinde etki alanı kurma politikasını bırakarak, bu devleti yıkma politikası takip etmeye başladı. Bunu gerçekleştirebilmek için de kutsal yerler sorununu kullandı. Osmanlı Devleti, Hristiyanlarca kutsal sayılan Kudüs ve çevresinde Katolik ve Ortodokscemaatlerine çeşitli ayrıcalıklar tanımıştı. 1853 yılına gelindiğinde ayrıcalıklar konusunda Rusya ile Katolikliğin dünya çapında savunuculuğunu yapan Fransa çatışmaya başladılar. Bu durumu bahane eden ve asıl amacı “Hasta adam” gözüyle baktığı Osmanlı Devleti’ne ve onun bekasına son vermek isteyen Rusya, Birleşik Krallık’a mirasın paylaşılması teklifinde bulundu. Ancak, çıkarları gereği Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünün muhafazasından yana olan Birleşik Krallık bu teklifi kabul etmedi. Bunun üzerine Rusya, tek başına harekete geçerek, Osmanlı Devleti’ne bir ittifak teklifinde bulundu ve bu devletin sınırları içinde yaşayan Ortodoksların koruyuculuğunun Rusya’ya bırakılmasını önerdi. Osmanlı Devleti Britanyanın da desteğine güvenerek Rus isteklerini reddetti.

Bu bağlamda gelişen Osmanlı Devleti-Rusya gerginliği, Birleşik Krallık başta olmak üzere Avrupa devletlerinin de ilgisini çekmekte gecikmedi. Birleşik Krallık hükümeti, 1853’te yaşanan gerilim sırasında Rusya’ya karşı Osmanlı Devleti’ni destekleme politikasını benimsedi. Bu tercih, Osmanlı Devleti’ne destek olma isteğinin ötesinde, Avrupa’daki güç dengelerini yeniden tanımlama amacı taşıyordu. Avusturya İmparatorluğu’na karşı 1848 yılında başlayan Macar ayaklanmasının Rusya’nın yardımıyla kanlı bir şekilde bastırılması, bu dönemde Rusya’nın Avrupa’da artan bir şekilde güç kazanmasının göstergesi olarak yorumlanmıştı. Birleşik Krallık, bu ve benzer nedenlerle Avrupa’daki güç dengesinin kendi aleyhine bozulmasını engellemek istiyor, bu amaç doğrultusunda Rusya’nın güçlenmesinin önüne geçmeye çabalıyordu. Bunun yanında, Osmanlı Devleti’nin dağılması Rusya’nın topraklarını güneye doğru genişletmesi anlamına gelecekti; bu durum Birleşik Krallık’ın Asya’daki kolonilerine (özellikle Hindistan’a) ulaşmasını zorlaştıracaktı.

Fransa Rusya’nın Avrupa güçler dengesinin dışında tutulması konusunda Büyük Britanya hükümetiyle benzer bir politika izliyordu. Rusya’ya bağlı olan Polonya topraklarında yeniden bir bağımsız Polonya kurulması ve bu bağımsız devletin Fransa’nın müttefiki olması olasığı da Fransa’yı Rusya’ya karşı cephe almaya teşvik ediyordu. Bu ve benzer nedenlerle, Rusya’ya karşı girişilebilecek bir müdahale, Fransa’yı Avrupa’da yeniden üstün duruma getirebilirdi. Bu nedenlerle Fransa, Osmanlı Devleti-Rusya geriliminde, tıpkı Birleşik Krallık gibi, Osmanlı Devleti’nden yana bir tutum takındı.

Prusya başta olmak üzere merkezi Avrupa devletleri bu düşüncelere karşıydı. Özellikle Avusturya, savaş sonunda yapılacak antlaşmadan ve ortaya çıkacak yeni statükodan endişeli idi.

Savaşın başlaması ve gelişmesi

Rusya’nın İstanbul’da görevli elçisi Aleksandr Mençikof isteklerinin reddedilmesi üzerine 19 Mayıs 1853’te İstanbul’dan ayrıldı. Rus orduları savaş dahi ilan etmeden 22 Haziran 1853’de Eflak ve Boğdan’ı işgale başladılar. Çar I. Nikolay, bu hareketinin bir savaş başlangıcı kabul edilmemesi gerektiğini açıkladı ve bu teşebbüsün bir güvenlik tedbiri olduğunu belirtti. Ancak, bu durum Avrupa’nın statüsünü değiştirmeye yönelikti. Bunun üzerine Avusturya’nın teklifi ile Viyana’da bir konferans toplandı. Fakat toplantıdan sonuç alınamadı. Bu sırada İstanbul’da, Rusya’ya karşı savaş ilanı için halk padişaha baskı yapmaya başladı. 4 Ekim 1853’te Rusya’ya bir nota verildi ve Eflak ile Boğdan’ın 15 gün içinde boşaltılması istendi. Rusya bu notaya kayıtsız kaldı ve tanınan sürenin sonunda savaş fiilen başladı.

Savaşın başlangıcında Osmanlı ordusu Balkanlar’da başarılı oldu. Fakat Batum’a yardım götüren Osmanlı donanması 30 Kasım 1853’te Rus donanması tarafındanSinop açıklarında batırıldı. Rusların bu ani hareketi ve Karadeniz’de durum üstünlüğü sağlamaları Boğazlar’ı ve İstanbul’u tehlikeye düşürdü. Bu durum Avrupa devletlerini endişelendirdi. Birleşik Krallık ve Fransa devreye girerek tarafları uzlaştırmak istedi, ancak yapılan teklifi Rusya reddetti. Bunun üzerine Fransa ve Birleşik Krallık, Rusya’ya bir ültimatom verdiler ve taraflardan şu isteklerde bulundular:

  • Eflak ve Boğdan’dan çekilmesi;
  • Osmanlı Devletinin ülke bütünlüğüne riayet etmesi;
  • Ortodoksların himayeciliği iddiasından vazgeçmesi.

Osmanlı Devleti’nden;

  • Vatandaşlarına eşit haklar tanıması ve tatbik etmesi;
  • Hristiyanlara olumsuz muamelede bulunulmaması;
  • Karma mahkemeler kurulması;
  • Hristiyan tebaadan vergi alınmaması talep edildi.

Çar, ültimatomu ve istekleri kabul etmedi ve Rus ordusuna Tuna nehrini geçerek ilerleme emrini verdi. Birleşik Krallık ve Fransa, 12 Mart 1854’te Rusya’ya savaş ilan ettiler.

Birleşik Krallık ve Fransa, Osmanlı Devleti lehine savaşa girerken Avrupa kamuoyunu tatmin edecek ve özel menfaatler sağlayacak tedbirleri almayı da ihmal etmediler. Bu maksatla 12 Mart 1854’te İstanbul’da; 10 Mayıs 1854’te Londra’da ve 14 Haziran 1854’te Avusturya ile antlaşmalar imzaladılar. Avusturya ile yapılan antlaşma Tuna eyaletlerinin Rus ordusundan boşaltılmasını öngörüyordu ve Avusturya, gerekirse asker göndermeyi taahhüt etmekteydi. Bu nedenle 15 Mart 1855’te Sardinya Krallığı da ittifaka katıldığını açıkladı.

Savaş devam ederken Osmanlı ülkesinin Epir, Etolya ve Teselya eyaletlerinde Rum halkının isyan hareketleri başladı. Yapılan ikazlar dikkate alınmadı ve bunun üzerine Fransızlar Pire limanına asker çıkararak Yunanistan’ı abluka altına aldılar. Bu hareket Yunanistan’ı tarafsızlığa mecbur etti ve Rusya da bir müttefikini kaybetti.

Savaş Tuna, Kafkas ve Karadeniz’de yoğunluk kazandı. Tuna cephesinde durum önce Osmanlılar lehine gelişti. Fakat bir süre sonra Rus ordusu Silistre’ye kadar ilerledi. (Bkz. Silistre Kuşatması) Bunun üzerine Britanyalı ve Fransızlar Gelibolu yarımadasına asker çıkardılar ve çıkan birlikleri Varna bölgesine sevk edildi. Bu sırada Avusturya da Rusya’yı baskı altına aldı. Rus ordusu Silistre önlerinden çekilmeye mecbur kaldı. Müteakiben de Eflak ve Boğdan’ı tahliye ederek savunmaya geçti. Rus Ordusu’nu takibe başlayan Serdar-ı Ekrem Müşir Ömer Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu Ağustos ayında Bükreş ve İbriş’e girdi. Seferberlik ilan eden ve Rus Ordusu’na saldıran Avusturya Ordusu da Yaş kentine girdi.

Müttefikler, Rusya’yı barışa zorlamak için Kırım yarımadasında da bir cephe açmaya karar verdiler. 20 Eylül 1854’te 30 bin Fransız, 21 bin Britanyalı ve 60 bin Osmanlı askerinden oluşan müttefik kuvveti 89 harp ve 267 nakliye gemisiyle Kırım’a çıkarıldı. Ancak Kırım Savaşı düşünüldüğü gibi kısa sürede tamamlanamadı. 1855 ilkbaharında 140 bin kişilik bir müttefik kuvveti daha bölgeye çıkarıldı. Ruslar mağlup oldu ve çekilmek zorunda kaldılar. Kafkas cephesinde ise Ruslar başarı kazandılar ve Kars’ı ele geçirmeye muvaffak oldular. Bu sırada Çar I. Nikolay öldü, yerine geçen II. Aleksandr barış istemek zorunda kaldı. Barış şartları Avusturya tarafından kendisine verilen bir ültimatomla bildirildi. II. Aleksandr istenen şartları esas tutarak barış teklifini kabul etti. Önce 15 Mayıs’tan 14 Haziran 1855’e kadar Viyana’da barış için hazırlık görüşmeleri yapıldı ve Paris Konferansı esasları tespit edildi. Rusya ile Osmanlı Devleti, Birleşik Krallık ve Fransa arasında Paris Antlaşması’nın imzalanmasıyla savaş sona erdi.

Kırım Savaşı’nda devletlerin harcama tablosu İngiliz Sterlini cinsinden şöyledir:

1852 1853 1854 1855 1856 Toplam
Rusya 15,6 19,9 31,3 39,8 37,9 144,5
Fransa 17,2 17,5 30,3 43,8 36,3 145,1
İngiltere 10,1 10,1: 76,3 36,5 32,3 165,3
Osmanlı İmparatorluğu 2,8  ?  ? 3,0  ?  ?5,8
Sardunya 1,4 1,4 1,4 2,2 2,5 8,9

Osmanlı devletinin ağır diye nitelendirdiği harcamalar diğer devletlerin harcamalarının yanında kısıtlı kalmıştır.

Savaşın sonuçları

Kâğıt üzerinde, savaşın galiplerinden olan Osmanlı Devleti, aslında savaştan çok büyük zarar alarak çıkmıştır. Çok pahalı olan bu savaşı yürütebilmek için Osmanlı devleti, ödeme yeteneğinin çok üstünde borç almıştır. Endüstrileşmeyi kaçırdığı için ekonomisi çağdışı kalmış olan devlet, bu borçların altından kalkamayacak ve 1881 yılında II. Abdülhamit döneminde Düyunu Umumiye idaresinin kurulmasıyla, Avrupalı devletlerin mali denetimi altına girip, ekonomik bağımsızlığını kaybedecektir.

Kırım Savaşı’nın sonunda ilan edilen Islahat Fermanı, Osmanlı reform hareketlerinde çok önemli bir yer tutar. Islahat Fermanı’nın amacı, imparatorluk içindeki herkese Osmanlı yurttaşlığı vererek, yasalar önünde dine bakılmaksızın eşitlik sağlamaktı. Islahat Fermanı ileBatı’da dolaşan liberal düşünceler Osmanlı Devleti’ne girmeye başlayacaktır.

Kırım Savaşı, İtalya birliğine giden yolu hızlandırmıştır. Savaşa asker göndererek Birleşik Krallık’ın sempatisi ve Fransa’nın etkin desteğini kazanan Sardinya-Piemonte Krallığı, savaşı izleyen yıllarda İtalya birliğini kuracaktır.[/vc_column_text][/vc_accordion_tab][vc_accordion_tab title=”93 Harbi ya da 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı”][vc_column_text]93 Harbi ya da 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı, (Rusça: Русско-турецкая война,Russko-Turetskaya voyna; 1877-1878) Osmanlı padişahı II. Abdülhamit ve Rus çarıII. Alexander döneminde yapılmış olan bir Osmanlı-Rus Savaşı’dır. Rumi takvimegöre 1293 yılına denk geldiğinden Osmanlı tarihinde 93 Harbi olarak bilinir. Hem Osmanlı Devleti’nin batı sınırındaki Tuna (Balkan) Cephesi’nde, hem de doğu sınırındaki Kafkas Cephesi’nde savaşılmıştır. Savaşa hazırlıksız yakalanan Osmanlı Devleti, çok ağır bir yenilgi almıştır. Savaşın başlıca sebepleri; Osmanlı Devleti’nde yaşanan azınlık isyanları, Rusya ve Batı Avrupa ülkelerinde, Osmanlı Devleti’nde yaşayan Hıristiyanların insan haklarının çiğnendiği konusunda oluşan tek taraflı kamuoyu, Rusya’nın Balkanlardaki genişleme siyaseti, Romanya ve Bulgaristan’ın bağımsızlık istekleri ve Panslavizm akımıdır. Avrupa’nın büyük güçleri savaşı önlemek için İstanbul’da Tersane Konferansı’nı toplamışlar, ancak Osmanlı Devleti’ne yaptıkları taleplerin reddedilmesi üzerine savaş patlak vermiştir.

Yaklaşık 1 yıl süren savaşta Osmanlı orduları, savunma savaşı yapmıştır. Batılı devletler ise tarafsız kalarak, savaşı bitirmek için arabuluculuk yapmıştır. Özellikle Balkanlarda bu olaylar neticesinde etnik temizlikler yaşanmış ve yer yer kırımlar görülmüştür. Sonunda batıdaki Osmanlı savunma hatlarını kıran Rus ordularının önü açılmış, dirençle karşılaşmadan İstanbul’un eşiğine (Yeşilköy) kadar ilerleyerek Osmanlı Devleti’nin varlığını tehdit etmiş ve bunun sonucunda Osmanlı DevletiAyastefanos Antlaşmasını imzalamak zorunda kalmıştır. Ancak Batı Avrupa ülkelerinin bu antlaşmanın koşullarından hoşnut kalmamaları sonucu bu antlaşma geçerliliğini yitirmiş ve yeniden imzalanan Berlin Antlaşması ile Osmanlı Devleti, çok fazla toprak kaybetmiş, Balkanlardaki nüfuzunu büyük ölçüde yitirmiştir. Balkanlar’da ve Kafkasya’da sayıları 1 milyonu aşkın Osmanlı vatandaşı mülteci konumuna düşmüş, savaş süresince ve savaştan sonra Anadolu’ya dev göç dalgaları yaşanmıştır. Ayrıca Batum’da yaşayan Müslüman Lazlar ve Gürcüler Osmanlı topraklarına göç etmek zorunda kalmışlardır.

Savaş öncesi durum

Osmanlı Devleti’ndeki Hıristiyan hakları sorunu

Rusya İmparatorluğu 18. yüzyılda güçlenmiş ve zamanla kendisini Ortodoksdünyasının lideri ve koruyucusu olarak görmeye başlamıştı. Bu nedenle de Osmanlı Devleti’nin Balkanlarda yaşayan ve çoğunluğu Ortodoks olan Hıristiyan vatandaşlarının haklarını korumak bahanesiyle İstanbul’daki elçileri vasıtasıyla Osmanlı hükümetinden çeşitli taleplerde bulunmaya başladı. Nitekim 1853 yılında, Rusya’nın Kudüs topraklarındaki İsa’nın doğduğu kilisenin anahtar hakimiyetinin Ortodokslara verilmesi talebi Kırım Savaşı’na yol açtı. Bu savaş İngiltere veFransa’nın da müdahelesiyle Osmanlı zaferiyle sonuçlandı. Ama gene de Rusların istediği gibi, kilisede Ortodoks rahiplere de söz sahipliği verildi. Böylece Rusya, kendisini Ortodoksların sözcüsü olarak kabul ettirmişti, nitekim Ortodokslar da bundan hoşnuttu.

1858 yılında da Osmanlı yönetimindeki Lübnan topraklarında Hıristiyanlarla ilgili bir sorun yaşandı. Fransızların desteklediği Maruniler ile İngilizlerin desteklediği Dürziler çatışmaya başlamıştı. Kayıplar artıyor ve bölgede iç savaş tehlikesi büyüyordu. Fransız basını, Lübnan’da Hristiyanlara yönelik katliamların yapıldığını yazıyordu. Dönemin Hariciye nazırı Keçecizade Fuat Paşa, Lübnan topraklarına giderek çatışmaları bastırdı. İsyanın ele başlarını idam ettirdi. Ama Osmanlı Devleti Fransız ve İngilizlerin baskısıyla Lübnan’a Hristiyan bir vali atanmasını kabul etmek zorunda kaldı.

1861 yılında tahta çıkan sultan Abdülaziz’in döneminde de Osmanlı Devleti’nin Hristiyan halkları arasında huzursuzluklar devam etti. Saltanatının ilk yılında Sırbistan topraklarında ayaklanmalar başladı. Kendilerini geniş anlamdaki Slav milletinin bir parçası olarak kabul eden Sırp halkı özerklik talebiyle ayakladı. Çeteler kuruldu. Müslüman halkla karşılıklı kıyımlar yaşandı. İstanbul hükümeti, bölgeye müdahele etti. Fakat tam başarı elde edilemedi, Ömer Paşa kumandasındaki Türk askerleri, Belgrad’ı topa tutunca birçok kayıp verildi.Avrupa kamuoyunda Türklerin aleyhinde bir tutum gelişti. Paris Antlaşması’nın ihlal edildiği söyleniyordu. Bunun üzerine görüşmeler yapıldı, Osmanlı Devleti için önemli olan birçok kale, özerkliğini kazanmış olan Sırbistan’a bırakıldı. Belgrad ve gerisi ise yine Osmanlı’da kaldı. 1864 yılında ikinci bir İstanbul protokolü yapıldı. Buna göre Romanya, prenslik haline geldi. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu, daha sonra Romanya da özerkliğini kazandı ve 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşında Rusya tarafında savaştı.

1866 yılında da Girit adasında ayaklanmalar patlak verdi. Bağımsızlığını 1832 yılında kazanmış olan Yunanistan Krallığı, Girit’i de Yunanyönetiminde görmek istiyordu. Yunanistan’ın kışkırtmalarıyla Girit adasında yaşayan Rum halkı Osmanlı yönetimine isyan etti (1866). Rum çetelerini Yunan Krallığı, dolaylı olarak da Avrupalı devletler destekliyordu. Bölgedeki kırımlar artmaya başladı, müdahelelerde sonuç alınamadı. Sadrazam da heyet topladı ve Girit idaresinde değişiklik yapıldı. Buna göre valinin iki yardımcısından biri de Rumolacaktı. Buna rağmen çete savaşları bitmedi, Yunanlar bu çeteleri desteklemeye devam edince Osmanlı Devleti ültimatom verdi. Ancak 1869 yılında Yunanistan’la yapılan bir anlaşma sonucu, Yunanistan bu tutumundan vazgeçti ama 19. yüzyılın sonlarında ayaklanmalar tekrar alevlendi ve 1898 yılında Girit’in özerklik kazanmasıyla sonuçlandı.

Avrupa’daki güç dengeleri

 19. yüzyılın ortalarında Avrupa birçok savaşa sahne olmuştu. 1866 yılında bir Prusya-Avusturya Savaşı patlak verdi, 7 hafta süren savaşı Prusya ve müttefikleri kazandı. Böylece diğer Alman eyaletlerinde Prusya egemenliği baş gösterdi. 1870 yılında başlayan Fransa-Prusya Savaşı ise 1 yıl sürdü ve kesin Prusya zaferiyle sonuçlandı. Böylece Alman kökenli eyaletler birleşerek Alman İmparatorluğu’nu kurdular. Bundan itibaren Almanya sürekli güçlendi, Avrupa’nın söz sahibi ülkelerinden biri haline geldi. Fransa ise ağır bir darbe aldı, ekonomik açıdan önemli birçok topraklarını kaybetti ve III. Cumhuriyet kuruldu. 1866 yılındaki yenilgi sonrası Avusturya İmparatorluğu, prestij kaybetti ve Macaristan ile birleşerek Avusturya-Macaristan İmparatorluğunukurdu. Avrupa’daki eyaletlere bölünmüş ülkelerin yönetimleri birleşik bir yönetim biçimine geçiyordu.

İtalyan birliğini kurma ümitleriyle Kırım Savaşı’na katılmış olan Sardinya Krallığı da 1861 yılında amacına ulaşarak bu birliği sağladı ve İtalya Krallığı kuruldu. İtalyanlar da aynı Almanlar gibi, gecikmeli olsa da sömürgeciliğe başladılar. 19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde Avusturya güç kaybetmiş, İtalya ve Almanya ise güçlenmişti. Rusya ise yenileşme sürecindeydi. Kırım Savaşı’nda ağır bir yenilgi alan Ruslar, Prusyalı subaylar getiriyor ve orduyu ıslah ediyorlardı. Balkanlar’da daSlav propagandası yapılıyordu. İngiliz İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve İtalya Krallığı, Rusya’ya karşı bir tutum içindeydi. Avrupa ülkeleri arasında yalnızca Alman İmparatorluğu, Rusya’ya dostça davranıyordu.

Balkanlar’daki güç dengesi de değişmişti. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu. Milliyetçilik akımı güçleniyor, bölgede katliamlar gerçekleşiyordu. Sırplar ve Yunanlar bağımsızlıklarını kazanmıştı. Romanya ise özerkleşmiş, Bosna’da da özgürlük hareketleri başlamıştı.Sırplar, Rusya’ya yaklaşıyor ve kendilerini ortak bir Slav ırkından sayıyordu. Osmanlı yönetimi 19. yüzyıl başlarından beri Balkanlardaki karışıklıklarla uğraşıyordu. 93 Harbi’ne birkaç yıl kala, Osmanlı devleti’nde büyük bir ekonomik sıkıntı başgöstermişti. Bu sıkıntıyı gidermek üzere vergiler arttırıldı. Bu da Bulgar isyanları’na yol açtı.

1876 Balkan isyanları

Osmanlı hazinesi, Sultan Abdülmecit’in döneminden beri yapılan aşırı harcamalar sonucuAvrupa’ya karşı ağır bir şekilde borçlanmıştı ve bu borçları ödeyebilmek için Balkanlardaki vergileri yükseltmişti. Bu ağır vergiler Balkan halkları arasında hoşnutsuzluk yarattı. Ayrıca Kafkaslar’dan Ruslar tarafından Çerkes Sürgünü sonucu göçe zorlanan Çerkes ve Abhaz gibi Müslüman gruplar Balkanlar’da yerleştirilmiş; bu göçmenlerle Balkanlar’ın yerlisi olan Hıristiyanlar arasında büyük bir düşmanlık ortaya çıkmıştı. Nisan 1876 zamanında ortaya çıkan Bulgar isyanları, başıbozuklarvasıtasıyla bastırıldı. Fakat isyanların bastırılması sırasında ölen Bulgarlar için Avrupa’da büyük bir sempati oluştu. İsyanlar sırasında ölen Müslümanların sayısını hiçe sayan Avrupa basını, Osmanlı Devleti’ne karşı çok olumsuz bir kamuoyu yarattı.

Bulgar isyanları’ndan kısa bir süre sonra, Sırplar da topyekün savaşa girişti. 30 Haziran 1876 tarihinde Sırbistan, Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etti. Temmuz ayına gelindiğinde, Bulgarları savunan Avrupa kamuoyu, Sırpları da savunmaya başladı. Rus çarı II. Alexander ve prensAleksandr Mihayloviç Gorçakov, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu imparatoru Franz Joseph ile 8 Temmuz 1876 tarihinde bir görüşme yaparak Avusturya’ya, Osmanlı Devleti’ne karşı bir ittifak teklifinde bulundu. Avusturya ile Rusya, daha önce Osmanlı’ya karşı yaptıkları son ittifaklarını1787-1792 Osmanlı-Rus Savaşı’nda kurmuşlardı. Fakat Prusya’ya ve İtalya’ya yenilmiş olan Avusturya, henüz toparlanamadan bir savaşa daha girmek istemedi. Rusların büyük miktarda toprak teklifine rağmen fakat sonuç alınamadı. Rus yönetimi yalnız kaldı. Temmuz ayında, Osmanlı Devleti’yle savaşan Sırp saflarında Rus askerleri de görünmeye başlamıştı. Ayrıca Rus ordusu, Sırplara silah ve asker yardımı da yapıyordu. Buna rağmen Osmanlı ordusu, Sırpları yenmeyi başardı. Sırpların hücum kolları imha edildi, savunma hatları safdışı bırakıldı ve Sırbistan çok güç durumda kaldı. Ağustos ayında, Sırplar ateşkese razı oldular ve Avrupa’dan arabulucuk yapmalarını istediler.

Savaşı önleme çabaları

Avrupa’nın da baskısıyla Osmanlı tarafı, barış yapmaya razı oldu. Balkanlardaki bütün bu sorunları çözüme ulaştırmak için İstanbul’daki Tersane-i Amire’de uluslararası bir konferans yapılmasına karar verildi. Tersane Konferansı adı verilen bu konferansta Osmanlı Devleti’ne Balkanlardaki Hıristiyan halklarıyla ilgili ağır baskılar yapılması bekleniyordu. Konferansın kararlarını yumuşatmak için tahta yeni çıkmış olan II. Abdülhamit konferansın toplandığı 23 Aralık 1876 günü alelacele I. Meşrutiyet’i ilan etti. Ama yine de konferans Osmanlı Devleti’ne karşı çok ağır kararlarla sonuçlandı. Bu kararların Osmanlı Devleti’nce reddedilmesi üzerine Rusya, Paris Antlaşması’nın (1856)Karadeniz’de tersane ve savaş gemisi bulundurulmayacağına ilişkin hükümlerini tanımadığını bildirdi. Ardından da Ortodoks uyruklarına söz konusu antlaşmadaki hükümleri uygulaması için Osmanlı Devleti’ne baskıda bulunmaya başladı. Bu sırada Birleşik Krallık, Rusya’nın Osmanlılara savaş ilan etmesini önlemek amacıyla Londra Konferansı’nın toplanmasına önayak oldu. Osmanlı sadrazamı İbrahim Edhem Paşa, konferansta hazırlanan protokolü içişlerine müdahale sayarak reddetti. Ülkedeki Panslavist akımların etkisiyle protokolün reddini bir savaş nedeni sayacağını önceden bildirmiş olan Rusya 24 Nisan 1877’de Eflak ve Boğdan’a girerek Osmanlılara savaş açtı. Kısa bir süre sonra da tam bağımsızlığını kazanmak isteyen Romenler savaşa Rusların safında katıldı. Bulgar isyancıları ve Sırplar da Osmanlılarla savaşan Ruslara ve Romenlere katıldı.

Savaşın gidişi

Osmanlı İmparatorluğu’nu hem doğudan, hem de batıdan kıskaca almak isteyen Rusya, 24 Nisan 1877 tarihinde Osmanlı Devleti’ne bağlı Romanya’ya girdiği gibi, 27 Nisan 1877 tarihinde de Osmanlı Devleti’nin doğu sınırındaki Doğubeyazıt’a girdi. Osmanlılar böylece Kafkasya ve Tuna olmak üzere iki cephede, kendilerinden silah ve asker gücü bakımından çok daha üstün durumdaki Rus ordusuna karşı zorlu bir savunma savaşı vermek zorunda kaldılar.

Tuna cephesi

Hem Rus, hem de Osmanlı tarafının güçlerini en yoğunlaştırdığı cephe Tuna cephesi idi. Savaş başladığında Çırpanlı Abdülkerim Nadir Paşa Rumeli Ordusu başkomutanı olarakBalkanlardaki bütün Osmanlı birliklerinin en üst düzeydeki komutanı durumundaydı. Bölgedeki Osmanlı kuvvetleri Rusçuk, Silistre, Şumnu ve Varna arasında bulunanAhmed Eyüb Paşa’nın komutasındaki Doğu Tuna Ordusu, Vidin’de üslenen Osman Nuri Paşa’nın komutasındaki Batı Tuna Ordusu ve ikisinin arasında yer alan Süleyman Hüsnü Paşa’nın komutasındaki Balkan Ordusu olmak üzere üç ordudan oluşuyordu. Balkanlardaki Rus birliklerinin en yüksek düzeydeki başkomutanı ise Grandük Nikolay Nikolayeviç idi. Ancak savaş meydanındaki Rus birliklerine komuta eden kişi General İosip Gurko idi.

Rusların Tuna’yı geçerek ilerlemeleri

Rus ordusu, savaş ilanından bir süre sonra Rumen ordularıyla beraber Tuna Nehri’nin kuzeyinde toplanmaya başladı. Osmanlı ordusu da hazırlıklarını sürdürüyor, gönüllü askerler yazılıyordu. Bu süreçte Romen topçuları, nehirdeki Osmanlı gambotlarını dağıtmayı başardı. Böylece nehri savunan Osmanlı deniz gücü ortadan kalkmış oldu. Savaş ilanından iki ay sonra, 21 Haziran 1877 tarihinde Rus askerleri, tekneler ile nehri geçmeye başladı. Rusların nehri geçmesini önlemek ile görevlendirilen Osmanlı güçleri, zamanında yetişemedi. Ruslar nehri büyük bir direnişle karşılaşmadan aştı. Bu başarısızlık, avantajın Ruslara geçmesine sebep oldu. Zira Tuna’dan sonra daha büyük bir engel yoktu. 27 Haziran gecesi, Ziştovi’ye bağlanmak için gizlice bir köprü kuruldu.

Ruslar, nehri geçtikten beş gün sonra nehre en yakın yerler olan Ziştovi ile Niğbolu’ya taarruz etti. Ziştovi Muharebesi ve Niğbolu Muharebesini kolayca kazandılar. Balkan ana ordusu henüz yetişememişti ve Rus askerleri, her bakımdan Türk askerlerine göre üstündü. Savaşın başındaki bu başarısızlıktan dolayı Başkumandan Abdülkerim Nadir Paşa görevden alındı ve 18 Temmuz’da yerine Mehmet Ali Paşa getirildi. Bu genç paşanın böyle önemli bir göreve getirilmesi, subaylar arasındaki birliği bozdu. Tırnova ve Niğbolu’nun düşmesi, Türk kamuoyunda büyük üzüntüye ve umutsuzluğa neden oldu. Çünkü Osmanlının planı bozuluyordu. Plan şöyle idi: Süleyman Hüsnü Paşa’nın birlikleri, Şıpka geçidini geçecek ve kontrol altında tutacaktı. Kuzeydeki Osmanlı orduları da (Osman Paşa ile Ahmed Eyüb Paşa’nın orduları) Rus ana ordusunu kıskaca alarak durduracaktı. Süleyman Paşa’nın ana ordusu da yetişince, nehre doğru Türk taarruzu başlayacak ve Ruslar, Türk toprağından atılacaktı. Nehrin geçilmesinden birkaç hafta sonra, 17 Temmuz 1877 tarihinde Şıpka geçidi de düştü.. Vidin’deki Osman Paşa birlikleri Şıpka Geçidi düşünce yürüyüşe geçti. Plevne yönüne gidilecek, bölge kontrol altına alınacak ve Niğbolu da kurtarılacaktı.

Plevne Savunması

30 Ağustos 1877 tarihinde Rus taarruzu ile Plevne’nin ön safları ele geçirildi. Az sonra Osman Paşa’nın emriyle yeni taburlar geldi ve Rus askerleri bu tabyalardan çıkmak zorunda kaldı.

Ruslar, Bulgar topraklarında bir hayli ilerlemesine rağmen, kuzeyde hala direnen ve başarılı olan Osmanlı bölgeleri vardı. Oldukça stratejik önemi olan Plevne ve Lofça, henüz işgal edilmemişti. Daha doğuda olan ve Doğu Tuna ordusu’nun kapısı olan Elena kasabası da Temmuz ayında Rus saldırısını püskürtmüştü. Osmanlı birlikleri Şıpka Geçidi’ni geri almak için çarpışırken GeneralYuri Şilder-Şuldner komutasındaki Rus birlikleri Osmanlı ordusunu Plevne’de abluka altına aldılar. Plevne Kalesinin komutanlığını Osman Nuri Paşa üstlenmişti. Kuşatmaya Rus generalleri Mihail Skobelev, Nikolay Kridener ve Kral I. Carol’un emrindeki Rumen askerleri de katıldı. Aslında Plevne’deki Osmanlı birliğinin amacı başkaydı; Niğbolu’ya gelinecek ve burada Rus ordusu durdurulacaktı. Fakat Niğbolu’ya Rus ana ordusunun girmesi, bir de Şıpka geçidinin düşmesi bu planı bozdu. Osman Nuri Paşa, yakınında bulunan Plevne’ye çekilmekle yetindi.

Plevne’deki Osmanlı orduları beklenmedik bir şekilde başarılı bir savunma koydular. Rus ordusu aylar boyunca taarruzlara devam etti. Fakat sonuç alamadılar ve çok fazla zayiat verdiler. Yaklaşık 5 ay boyunca Ruslar, bu kasabayı ele geçirmek için savaştı. Kuşatmanın ilk safhalarında tek yönlü taarruz uygulandı. Ağustos’ta Rus taarruzu geri püskürtüldü. Avrupa kamuoyunda Rusların yenileceği ve savaşı Osmanlıların kazanacağı söylenmeye başlandı.Rus ordusunda moralsizlik başladı. Plevne’ye güneydeki Lofça kasabasından da mühimmat ve takviye birlikleri geliyordu. Eylül ayına gelindiğinde Plevne’deki Osmanlı gücü 40.000 askeri bulmuştu. Rus generalleri, kasabayı tam bir kuşatma altına alma kararı aldılar. Bunun için Plevne’ye mühimmat ve takviye sağlayan Lofça’ya saldırıldı (Bkz. Lofça Muharebesi). Bu kasaba 3.Plevne Muharebesinden hemen önce kaybedildi. Buna rağmen 3.Plevne muharebesi osmanlı zaferi ile sonuçlandı. Rus komutanlığı bunun üzerine Plevne’yi tamamen kuşatma kararı aldı. Radomirçe ve Teliş Mevziileri yoğun rus saldırıları ile alınarak Plevne üzerindeki çember daraltıldı. Bunun yanında Gosif Gurko, 24 Ekimde Gorni Dubnik Muharebesi’ni kazanarak Sofya – Plevne arasındaki tek lojistik yoluda kesti. Böylece Plevne’ye giden tüm yollar kapanmış oldu. Buna rağmen Osmanlı direnişi devam etti. Erzağı, cephanesi biten Osmanlı askerleri, Rus taarruzlarına karşı bir süre daha direndi.Plevne’ye yapılan 13 Ekim ve 13-14 Kasımdaki Rus ve Romen kısmi saldırıları püskürtüldü. Osman Paşa, güneydeki Şıpka Geçidi Muharebeleri’ndeki Osmanlı taarruzlarından ümitliydi. Bu saldırılar başarıya ulaşırsa, Plevne’ye yardım gelebilir ve Rus ordusu dağılabilirdi. Fakat Osmanlı taarruzları sonuç almıyordu.

2 Ekim’de başarısız bulunan Mehmet Ali Paşa da başkomutanlık görevinden alınarak yerine Süleyman Hüsnü Paşa getirildi.Süleyman Hüsnü Paşa,Deli Fuat Paşa ile birlikte Elena ve Tırnova, Maçka yönünde kuzey Bulgaristanda Ruslara saldırılarda bulundu. 4 Aralık 1877’de Osmanlı Ordusu Elena Muharebesini kazansa da bu muharebedeki zafer fazla bir yarar getiremedi. Zira Maçka yönündeki Osmanlı saldırıları bir ilerleme sağlayamadı. Artık gücü kalmayan Osmanlı askerleri, çareyi 9 Aralık günü yarma harekatına girmekte buldu. Rusların ilk safları yarıldı fakat Osmanlı kaybı çok artmıştı ve Rusların gücü çok fazlaydı. Osman Nuri Paşa, 10 Aralık 1877 tarihinde teslim olmayı kabul etti. Plevne Savunması, yaklaşık 35.000 Rus kaybına sebep olmuştu. Plevne, Rus ana ordusunu durduran önemli bir noktaydı. Buranın da düşmesi,İstanbul’un yolunu açtı. Bununla birlikte Süleyman Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu Tırnova’yı ele geçirme ve Plevne’ye yardım götürme amaçlı Maçka Muharebesini 12 Aralık 1877’de kaybederek zaten Plevne teslim olmasa bile, Plevnede ki kuşatmayı yarma ve Bulgaristan’dan rusları çıkarmadaki son fırsatı da harcamıştı.Böylece Kuzey Bulgaristan’da ruslar mevziilerini sağlamlaştırıp saldırıya geçti. Plevne’nin düşmesinden sonra Bulgar halkı, Türk yaralılarını katletmeye başladı, Sırplar da Osmanlılara karşı yoğun saldırıya geçtiler. Türk kontrolündeki Sırbistan’ın bazı güney bölgelerini ele geçirdiler.

Osmanlıların Balkanlardaki son direnişleri

Plevne’nin doğusunda, Ahmed Eyüb Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu direniyordu. Elena’da Osmanlı başarısından sonra Rus ordusu taarruza devam etmişti. Rusçuk yönünden de başarılı bir direniş gerçekleşti. Fakat Rus ordusu, ani bir saldırı ile Köstence’ye girdi. 1878 yılına girildiğinde Rus ordusu, Plevne engelini de kaldırmıştı ve Ahmed Eyüb Paşa ordularına daha fazla yoğunlaştı. Köstence ve Rusçuk yönünden saldırıya geçtiler. Çapraz ateşe düşen Osmanlı ordusu fazla direnemedi. Dobruca ve Kavarna art arda düştü. Dağılmış Osmanlı askerleri, Varna’da teknelere binerek bölgeyi terk etti. Böylece Balkanlardaki Osmanlı direnişi son bulmuş oldu. Avrupa kamuoyunda savaşı Rusların yeneceği fikri benimsendi. Zira Şıpka Geçidi Muharebeleri de ağır Osmanlı yenilgisiyle sonuçlanmıştı. Plevne muharebesi devam ederken İosif Gurko komutasındaki sadece bir Rus tugayı, geçidi ele geçirmişti. Süleyman Hüsnü Paşakomutasındaki yaklaşık 30.000 kişik Osmanlı tümeni de geçidin etrafını sarmış ve Ruslar zor durumda kalmıştı. Bu durum sebebiyle Süleyman Paşa, Osmanlı kamuoyunda kahraman olarak görülüyordu. Türk taarruzları Ocak’a kadar devam etti. Rus gücü 60.000’i buldu ve Ocak ayında Osmanlı birlikleri ani bir Rus saldırısına uğradı. Ağır zayiat veren Osmanlı askerleri, bölgeyi terk etti. Böylece Edirne’nin de yolu açılmış oldu. Şıpka geçidi, savaşın kaderini belirleyecek önemli bir geçitti. Savaş Osmanlı zaferiyle sonuçlansaydı, Plevne kuşatması kesin Osmanlı zaferiyle sonuçlanabilir ve Ruslar hızla çekilebilirdi.

Kafkasya cephesi

Kafkasya’da Rus ordusunun 75.000 askeri Rusya’nın Kafkasya valisi Grandük Mihail Nikolayeviç’in komutasında idi. Nikolayeviç’in emrindeki alt düzeydeki komutanlar ise çoğu Ermeni asıllı olan Beybut Şelkovnikov, Mihail Tarieloviç Loris-Melikov, İvan Davidoviç Lazarev ve Arshak Ter-Gukasovile Rus asıllı Vasiliy Aleksandroviç Geyman idi. Rus ordusu yalnız değildi. Gürcüler Ermeniler,Terek Kazakları tarafından destekleniyorlardı. Osmanlı ordusu ise Ahmed Muhtar Paşa’nın komutasındaki 80.000 askerden oluşuyordu. Ruslar’ın kendi geliştirdikleri top mermileri bulunuyordu. Osmanlı’da iseİngiliz yapımı toplar mevcut idi.Rus topçu birlikleri, gelişme döneminde Prusyalı subaylarca eğitilmiş tecrübeli birliklerdi. Kafkas Rus ordusu, Akkilise – Gümrü ve Iğdır yönünden taarruza geçti. Osmanlı birlikleri ise Kobuleti – Kars – Ardahan ve Doğubeyazıt arasında bulunuyordu.

Doğubeyazıt’ın düşmesi

 Ruslar için Kafkasya cephesi, Tuna cephesi kadar başarılı olamadı. Çünkü yeterince ilerleme şansı bulamamışlardı. 27 Nisan 1877 tarihinde Doğubeyazıt Rus işgaline girdi. Fakat Osmanlı vatandaşı müslüman gurupları saldırıları sebebiyle ilerlemeleri zorlaştı. Arazinin aşırı dağlık olması, gerilla saldırıları ve Osmanlı direnişleri, Rusları durdurmaya yetiyordu. Kafkasya cephesinde Ahmed Muhtar Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri, General Loris-Melikov komutasındaki Ruslara karşı uzun süre direndi. 17 Mayıs’ta ise Ardahan Ruslarca işgal edildi. Böylece Rus ordusu stratejik önemi büyük Kars’ın gerisine sızdı. Mayısayının son haftasında Kars kuşatıldı. Fakat Kars gerisinde bulunan Halyaz ve Zivinbölgelerinde Osmanlı başarısı gerçekleşti. Daha sonra Gedikler Muharebesi (25 Ağustos 1877) ve Yahniler Muharebesi (4 Ekim 1877) de Osmanlı zaferiyle sonuçlandı. Böylece Kars’taki Rus tehlikesi savuşturuldu. Alacadağ Muharebesi’ne kadar Rusların kaybı 10.000 kadardı. Osmanlı kaybı ise yaklaşık 2.500 idi.

Kars-Erzurum savunması

 15 Ekim’deki Digor’da gerçekleşen Alacadağ Muharebesi’nde Ruslar takviye ile Osmanlı savunma hattını arkadan çevirdi ve Osmanlı’nın 5-6.000 ölü ya da yaralı ile 8.500 savaş esiri kaybı oldu. Kafkas cephesindeki Osmanlı kuvvetleri çözülmeye başladı. 17 Kasım 1877 tarihinde Kars, tekrar kuşatıldı. Şehri yaklaşık 25.000 Osmanlı askeri savunuyordu. Cephane ve sayı üstünlüğü olan Rus ordusu, şehrin etrafını sarmıştı. Kars işgal edildi ve Osmanlı kaybı yaklaşık 2.500 ölü idi. Rusların kaybı da o kadardı ve Türkler, geri kalan askerlerini esir vermişti. Ahmed Muhtar Paşa, Kars-Erzurum arasında kurduğu savunma hattında kış koşullarını iyi değerlendirerek üstün bir savunma savaşı verdi. Deveboynu Muharebesi ağır Osmanlı kayıpları, Rus zaferi ile sonuçlanmasına, Ruslar ardından ilerleyerek Erzurum’a doğru taarruz etmelerine karşın bu savunma hattını geçemediler. Nene Hatun ve diğer Erzurumlu vatandaşlar Aziziye Tabyası’nda savunma yaptı. Türk kamuoyunda bu olay, kahramanca gösterildi. Gazi Ahmed Muhtar Paşa, çok yıpranmış ve destek alamayan ordusunun imha olmasından endişelendi. Osmanlı Erzurum’dan çekildi ancak Erzurum’un çevresi Rus Ordusunca sarılsa da Ruslar, ikinci bir sert direniş olabilir endişesiyle şehre tekrar doğrudan saldırmadılar. Erzurum’u tamamen sarıp abluka altında aldılar. Bununla birlikte Rus ordusu Bayburt ile Çoruh vadisine burada kurulmaya çalışılan, doğudaki son Osmanlı savunma hattına kadar ilerledi. Bu arada İstanbul’un rus işgali tehlikesi altında kalma durumu belirince elindeki az kuvvetle başarılı bir savunma yaptığı düşünülen Ahmet Muhtar Paşa, buradaki görevinden alınıp, acilen balkanlardaki ve İstanbul’daki kuvvetlerin başına getirildi. Savaşın bitmesinden sonraAyastefanos Antlaşmasında Erzurum Ruslara teslim edilip, bırakılsa da; Berlin Antlaşması sonrası Rus ordusu Erzurum’dan geri çekildi ama Kars, Ardahan, Artvin ve Batum; Berlin Antlaşması’yla Rusya’ya bırakıldı. Bu şehirler, yeni Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ninSovyetler Birliği ile 16 Mart 1921 tarihli Moskova Antlaşması’na kadar Rusya’nın elinde kaldı.

Savaşın bitmesi

Rus ordularının duraklaması ve ateşkes imzası

 1878 yılına girildiğinde Ruslar Plevne Savunması’nı kırmış, İstanbul’a doğru ilerlemeye başlamışlardı. Rusların İstanbul’a varana kadar önünü kesecek hiçbir ciddi Osmanlı savunma birlikleri bulunmuyordu. İstanbul’un işgal edilmesinden korkan Osmanlı Devleti, 31 Ocak 1878 tarihinde Rusya’ya ateşkes teklifinde bulundu. Bu arada Osmanlı’nın bu zayıf durumundan istifade eden Rus desteğiyle Yunanistan savunmasız durumdaki Teselya bölgesini işgal etti. Durum Osmanlıiçin faciaydı; bütün Bulgaristan, Kuzey Yunanistan, Makedonya, Sırbistan bölgeleri ile Edirne Rusya ve müttefiklerinin elindeydi. Ateşkes teklifi, Rusya tarafından kabul edildi. Fakat Rus kuvvetleri İstanbul’a doğru ilerlemeye devam ettiler. Tekirdağ, Çorlu Rus birliklerince işgal edildi. Nihayetinde Rus ordusu İstanbul’a da girdi. Balkanlarda Ruslara direnecek düzenli bir ordusu kalmayan Osmanlı İmparatorluğu yıkılma tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Kuleli Askeri Lisesi tahliye edildi, İstanbul’da olağanüstü önlemler alınıyordu. Doğu cephesindeki başarıları sonrası buradan acilen İstanbul’daki Osmanlı Ordusunun komutanlığa getirilen Ahmet Muhtar Paşa, Yeşilköy’de Ruslara karşı elinde kalan son kuvvetleri bir araya getirip, son bir savunma hattı daha kurmaya uğraşıyordu. Avrupa ülkeleri ise Rusların bu başarısından hoşnut değildi. İngiltere, Rusların ilerlemesini durdurmak için İstanbul boğazına filosunu gönderdi. Rusya’ya verdiği bir nota ile Paris Antlaşması hükümlerince Rusların İstanbul’u işgal etmeleri halinde müdahele etme hakları bulunduğunu bildirdi.

Rus ordusu da Ayestefanos (Bugünkü adıyla Yeşilköy) bölgesinde durdu. Avrupalı devletlerin (İngiltere, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Almanya) arabuluculuğuyla ateşkes ilan edildi. 3 Mart 1878 tarihinde de Ayastefanos Antlaşması imzalandı. Antlaşma hükümleri, Osmanlı aleyhindeydi. Karadağ ve Sırbistan tamamen özgür olacak, yeni topraklar kazanacaklardı. Romanyada bağımsız olacaktı. Bulgaristan ise özerkleşecekti. Rusya, doğuda birçok ili topraklarına katıyor, ağır savaş tazminatı istiyordu. Osmanlı delegeleri bunu kabul etti. Fakat sonraki düzenlemeler ile bu antlaşma hiçbir zaman geçerli olamadı.

Diplomatik girişimler

Osmanlı padişahı II. Abdülhamit, ağır tazminat koşulunu kabul etmedi. Özellikle İngiltere de bu hükümleri uygun bulmadı. Osmanlı Devleti, Kıbrıs’ı İngiltere’ye verdi ve barış görüşmelerinde İngiliz desteği sağlandı. 13 Haziran 1878 tarihinde, Berlin’de, şansölye Otto von Bismarck’ın başkanlığında görüşmeler başladı. 13 Temmuz 1878’de de Berlin Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma, Ayastefanos Antlaşması’na göre Osmanlı tarafı için daha iyiydi. Bosna-Hersek imtiyazlı bir devlet olarak kuruluyordu. Romanya ve Sırbistan bağımsız olacaktı. Bazı bölgeler Sırbistan’a bırakılacaktı. Doğuda ise Batum, Kars, Ardahan Rus idaresine bırakılıyordu. Bununla beraber Kıbrıs daİngiltere’ye ödünç verilmişti (İngilizler sonra bu adayı iade etmedi). Yine de, önceki antlaşmaya göre Osmanlı tarafının kazancı vardı. Çok daha az vergi verilecek, Doğubeyazıt ve Erzurum geri alınacak, Selanik – Manastır – Üsküp bölgeleri Osmanlı idaresinde kalıyordu.

Savaş esnasında gerçekleşen kırımlar ve göçler

93 Harbi, Balkanlarda ve Kafkaslarda özellikle Müslüman – Türk kesimleri için çok etkili olmuştur. İşgale giren topraklardan kaçan Türk ve Müslüman halkları, daha güvenli olarak düşündükleri bölgelere göç etmişlerdi. Plevne Savunması sona erdiğinde Bulgar halkı kasabaya girmiş ve yaralı Türklerin hepsi katledilmiş, kemikleri de gübre fabrikalarına satılmıştır. Avrupalı devletler de, savaşın sonunda müzakereler için bu kırımları da sebep olarak göstermiştir. Mülteci sayıları 130.000 ila 1.5 milyon arasında farklı tahminlerle ifade edilmektedir. Mark Levene, bu kırımların Avrupalı devletlerce pek de dikkate alınmadığını belirtmiştir . Fransız komutan Romieu, Fransa Savaş Bakanlığı’na gönderdiği raporda, 1878 ve ilerleyen yıllarda, Ermeni çetelerinin Türklere karşı terörist faaliyetlerde bulunduklarını ve nefret beslediklerini belirtmiştir. Mülteciler, Osmanlı idaresindeki şehirlere gelmiş, camilere, mekteplere, sivil evlere sığınmışlardır. Bu da Osmanlı ekonomisini olumsuz etkilemiştir.

Savaşın diğer sonuçları

93 Harbi, Balkanları baştan aşağı değiştirmeye yetmiştir. Savaş sonucunda 2 özgür devlet ve 2 özerk devlet kurulmuş, Osmanlı nüfuzu oldukça azalmış ve bölgede Rusların etkisi artmıştı. Bu savaş, Romanya için kurtuluş savaşı niteliğindeydi. Savaşta güç kazanan diğer bir devlet deYunanistan Krallığı idi. Plevne Savunması sona erdikten sonra cesaretlenen Yunan ordusu,Teselya’ya girmişti. Kafkaslarda da stratejik önemi büyük birçok il, Rus idaresine geçmişti.Ayastefanos Antlaşmasına göre Rusya ve müttefiklerinin kazancı çok daha fazlaydı, fakatOsmanlı’nın diplomatik uğraşları sonucunda düzenlenen Berlin Müzakerelerinde bu kazanç indirgenmiş, tazminat hafifletilmiş ve kaybedilen birçok il geri alınmıştı. İki tarafın da kaybı oldukça fazlaydı. Rusya ve müttefiklerinin, 100.000’den fazla kaybı vardı. Osmanlı kayıpları da o kadardı. Hastalıktan ölenlerin sayısı iki tarafta da oldukça fazlaydı. Bununla beraber Plevne Savunması veAziziye Tabyası, Türk kamuoyunda kahramanca görülmüştü. Rusya ve müttefikleri de, Plevne Savunması ile Şıpka Geçidi Muharebeleriiçin anıtlar dikmişti. Osmanlı Devleti, bu savaştan sonra Balkanlardaki varlığını 35 yıl daha sürdürebilecekti. Sultan II. Abdülhamid, savaştan sonra meclisi süresiz olarak datil etti ve mutlakiyet yönetimine geri dönüldü. Süleyman Hüsnü Paşa ve Abdülkerim Paşa yenilgi sorumlusu tutularak yargılandı. Osman Nuri Paşa ile Ahmed Muhtar Paşa ise “Gazi” unvanını aldı. Ahmed Eyüp Paşa da padişahın yaveri oldu. Ülke içerisinde padişaha güvenmeyenlerin sayısı arttı, diktatörlük döneminde Çırağan Baskını yaşandı. Rus tarafında ise başarılı komutanların bazıları valiliğe atandı.

Savaşın sonunda, Vacha vadisinde 20 civarında köyde bulunan Pomakların başlattığı ayaklanma, Doğu Rumeli vilayetinden özerklik elde edilmesiyle sonuçlandı. Timraş köyünü merkez alarak kurulan özerk Timraş Cumhuriyeti 8 yıl kadar sürebilmiş, 1886’da Bulgaristan egemen olmuştur.[/vc_column_text][/vc_accordion_tab][/vc_accordion][/vc_column][/vc_row]

0

Sizce nasıl olmuş?

Güzel!
Kötü
Eğlenceli
Aman Allah'ım
Bu ne la?
vaov!

Bu içeriği sosyal medyada paylaş

Bir Cevap Yazın



OR



Note: Your password will be generated automatically and sent to your email address.

Forgot Your Password?

Enter your email address and we'll send you a link you can use to pick a new password.

Theme developed by TouchSize - Premium WordPress Themes and Websites